Temel hak ve özgürlükler, evrensel insan hakları metninde betimlenen ve her bireyin doğuştan kazandığı hak ve özgürlükler olarak hukuken kısıtlı olmadığı sürece her vatandaşın yararlanabildiği insani haklardır. Sağlık hakkı, eğitim hakkı, sosyal ve kültürel faaliyetlere katılma hakkı, örgütlenme hakkı, yaşamını onurlu bir şekilde sürdürebilme hakkı gibi bir çok hak bu çerçeve içine dahil edilebilir. Nitekim günümüz dünyasında bireylerin haklarını eyleme dönüştürmelerinde ekonomik, sosyal, siyasi ve kültürel faktörlerin de etkisi ile sorunlar yaşanmaktadır. Bu sorunlar hepimizin bildiği gibi gelir dağılımındaki eşitsizlik, ekonomik büyüme, ekonomik gelişme ve insan kaynakları yönetiminden doğrudan etkilenmektedir.Mevcut eksik ve bozulmuş tabakaların çözümü için sorumluluğun odağında ise öncelikli hedef grup içerisinde yer alan ekonomik olarak toplumun genel düzeyinin gerisinde kalmış vatandaşların yani dezavantajlı gruplardan -genel olarak çalışan nüfusun dışında hatta genel ekonomik göstergelerde çalışan nüfusun içinde olmasına rağmen açlık ve yoksulluk sınırının altında yaşayan- oluşmaktadır. Bu çerçevede iş dünyası, kamu ve STK’ların yoksulluğun profili, nedenleri ve sonuçları inceleyerek sorumlu olduğu alanlarda sonuç odaklı kurumsal sosyal sorumluluk uygulamaları ile yoksulluğu ve açlığı giderici çözümler beklemekteyiz.
Diğer açıdan Türkiye’de 2008 TUİK verilerine göre var olan %17,11’lik yoksulluk oranı son AB istatistikleri gözden geçirildiğinde aynı sorunun AB’de de var olduğunu göstermektedir. 80 milyon yoksulun yaşadığı Avrupa Birliği de yoksulluğun ve sosyal dışlanmanın önlenmesi kapsamında yaratıcı çözüm önerilerini üye ve potansiyel üye ülkelerde gün ışığına çıkarmak amacı ile 2010 yılını “Avrupa Yoksulluk ve Sosyal Dışlanma ile Mücadele Yılı” olarak ilan etti.
Yoksulluk ve açlık sorunu özellikle ekonomik krizler, depresyonlar, ve durgunluk dönemlerinde ortaya çıkarak tüm vatandaşları olduğu kadar tüm sektörleri de doğrudan veyahut dolaylı yollardan etkilemektedir. Ekonomik düzenin bir çember olduğunu göz ardı etmediğimiz sürece piyasalardaki arz talep oranları, ekonomik gelişmeyi etkilemekte dolayısı ile hem gerçek kişiler hem de tüzel kişiler olumsuz yönde etkilenerek zarar görmektedir. Bu çerçevede özellikle tüm bireylerin modern dünyanın vaat ettiği ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasi faaliyetlere katılımı ve aktif vatandaşlık unsurlarına ulaşmak ve yoksulluk - açlık sınırı altında yaşayan bireyleri sosyal hayata entegre etmek için tüm sektörlerin işbirliğine ve dayanışmasına ihtiyacımız vardır. Tüm bu sorunların çözümünde sektörler tarafından 2010 yılında özellikle sosyal dışlanma ve yoksulluk konusunda yerel, ulusal ve uluslararası çalışmaların yürütüleceğini ümit ediyoruz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder