İşletmelerin sorumluluğu söz konusu olduğunda birden çok kavram ile karşı karşıya kalıyoruz. Kurumsal vatandaşlık, kurumsal sorumluluk, kurumsal sosyal sorumluluk, kurumsal sosyal performans, paydaş teorisi ve kurumsal sürdürülebilirlik isimleri ile adlandırılan bu kavramların tanımlanmasında henüz bir fikir birliğine varılamadığı gibi bölgesel koşullar nedeni ile de yorumlamalarda farklılıklar ortaya çıkmaktadır. Bazı çevrelerde kurumsal sosyal sorumluluğun sadece toplumsal katılım projeleri olarak algılanması gibi kurumsal sürdürülebilirlik uygulamaları da sadece çevre yönetimi olarak tasvir edilmektedir.
Oysaki bu kavramların temellerine indiğimizde bundan 5000 yıl önce “Sümer Tabletleri” yazılı olarak ticaret ilişkilerinde karşılıklı tarafların sorumluluklarını belirlemiş ve çalışanlara ayda 3 gün gibi yasal izinler öngörmüştür. Aynı zamanda dini kitaplarda da ticari ilişkilere, hayırseverliğe ve insan yönetimine dair kesin kurallar yer almaktadır. Tabi ki Aristo’nun da fikirlerini etik düşüncenin başlangıcı olarak kabul edersek 1960’lara kadar olan değişim sürecinde kurumların olmasa da bireylerin ya da iş adamlarının sosyal sorumluluğundan bahsedebiliriz.
1960’lı yıllar bahsi geçen kavramların kurumsal yapı ile ilişkilendirilmesinin temellerinin atıldığı dönemdir. 60’lı yılların tüketici hareketleri ve Carson’nın DDT kullanımının zararlarına karşı mücadelesi sürdürülebilirlik ve sorumluluk kavramlarının iş dünyasında ve akademik dünyada yer almasını sağlamıştır. Elbette ki Nader’in de tüketici hareketleri kapsamında “Hangi Hızda Olursa Olsun Güvensiz” isimli araç üreticilerine karşı olan mücadelesini de unutmamak gerekir.
Türkiye’de bazı çevrelerce iş dünyasının ve akademik çevrenin bu kavramlar ile çok geç karşılaştığı ve henüz içselleştiremediği savunulmaktadır. Nitekim Türkiye’nin güçlü hayırseverlik kültürü ve ahilik teşkilatı gibi kökenlerinin yanı sıra iş adamlarının sosyal sorumluluk uygulamaları ile ilk tanışması yine 60’lı yıllarda olmuştur. Atilla Gönenli tarafından yazılan “Yöneticinin Amacı Sadece Kar mıdır?” isimli makalesinin yanı sıra 70’li yıllarda özellikle İstanbul Üniversitesi İşletme İktisadı Enstitüsü ve Türk Sevk ve İdare Derneği’nin yayınları ve farkındalık programları ile Türkiye’de bu kavramlar gündeme taşınmıştır.
Başlangıçta Türkiye’deki kurumsal sosyal sorumluluk anlayışında Amerikan düşünce yapısını gözlemliyor olsak da zaman ile kendi kültürel yapımız, ekonomik gelişmişliğimiz, coğrafi durumumuz ve kanuni düzenlemelerimiz gibi farklılıklarımız dolayısı ile bahsi geçen kavramların daha farklı yorumlamış olduğumuz görülmektedir. İş dünyasında halen hayırseverlik uygulamaları ve sivil toplum kuruluşları işbirlikleri ile yaratılan toplumsal katılım projeleri ön plana çıkarılmaktadır ve bunu kurumsal sosyal sorumluluk projesi olarak adlandırmaktayız. Oysaki kurumsal sosyal sorumluluk kavramı Avrupa Birliği’nin 25 Ekim 2011 tarihinde yenilediği tanımında “sosyal, çevresel, etik insan hakları ve tüketici endişelerini paydaşları ile yakın işbirliği içerisinde şirketlerin iş süreçlerine ve ana stratejisine dahil etmesi” olarak yer almıştır. Diğer bir açıdan ise bazı çevrelerce kurumsal sosyal sorumluluk kelimelerinden “sosyal” kelimesini çıkardığınız zaman yani “kurumsal sorumluluk” olunca kavramın daha geniş bir anlamı olduğu dile getirilmektedir. Nitekim kurumsal sorumluluk kavramı ile aslında burada belirtilmek istenilen durum “gönüllülük” uygulamasıdır. Çünkü kurumsal sorumluluk, sorumluluğu işletmenin iş süreçleri kapsamında ayrılmaz ve doğal bir parçası olarak görmektedir.
Türkiye’nin bu kavramlarla yaklaşık 45 yıllık geçmişi olmasına rağmen halen hangi kavramın konu başlığının daha geniş olduğunu tartışıyor, kurumsal sosyal sorumluluğu da “proje” olarak iletişim faaliyetlerinde kullanıyoruz. Türkiye gibi güçlü sorumluluk bağları olan ülkemizde bahsi geçen bu kavramları şirketlerin bir davranış biçimi olarak değil de bir süreç olarak kabul edip iş süreçlerimize kendi bölgesel yorumlarımız ile entegre etmeyi başarabilir isek ekonomik, sosyal ve çevresel alanların tümünde kalkınmamıza artı değer katacağı muhakkaktır.
Göksel Topçu, Editor, Sürdürülebilir Gündem, http://www.surdurulebilirgundem.org
30 Mart 2012 Cuma
14 Mart 2012 Çarşamba
Asya Kalkınma Bankası'ndan İklim Değişiklisi Uyarısı Geldi
Asya Kalkınma Bankası, ülkelere, iklim değişikliğinin hızlanmasının yol açtığı ve açacağı doğal felaketler yüzünden toplu göçlere hazırlıklı olmaları uyarısında bulundu.
Asya Kalkınma Bankasının yayımladığı bir araştırmanın neticesinde, 2010 ve 2011 yıllarında Asya-Pasifik bölgesinde 42 milyon kişinin doğal afetler yüzünden evlerinden ayrıldığı belirtildi, ancak bu afetlerin kaçına iklim değişikliğinin yol açtığı ifade edilmedi.
Araştırma raporunda, Güneydoğu Asya nüfusunun üçte birinin, aralarında Endonezya, Myanmar, Filipinler, Tayland ve Vietnam'ın da bulunduğu riskli bölgelerde yaşadığına işaret edilerek, iklim değişikliğinden en çok etkilenecek 10 ülkeden 6'sının Asya-Pasifik bölgesinde olduğu vurgulandı.
Riskli bölgeler listesinin başını Bangladeş'in çektiği, bu ülkeyi Hindistan, Nepal, Filipinler, Afganistan ve Myanmar'ın izlediği kaydedildi.
Araştırmada, iklim değişikliğinin göçün ne kadarında etkili olduğuna ilişkin kesin bir oran verilmedi. Buna gerekçe olarak da göç kararlarına yoksulluk da dahil çeşitli unsurların etkili olması gösterildi.
AA
Asya Kalkınma Bankasının yayımladığı bir araştırmanın neticesinde, 2010 ve 2011 yıllarında Asya-Pasifik bölgesinde 42 milyon kişinin doğal afetler yüzünden evlerinden ayrıldığı belirtildi, ancak bu afetlerin kaçına iklim değişikliğinin yol açtığı ifade edilmedi.
Araştırma raporunda, Güneydoğu Asya nüfusunun üçte birinin, aralarında Endonezya, Myanmar, Filipinler, Tayland ve Vietnam'ın da bulunduğu riskli bölgelerde yaşadığına işaret edilerek, iklim değişikliğinden en çok etkilenecek 10 ülkeden 6'sının Asya-Pasifik bölgesinde olduğu vurgulandı.
Riskli bölgeler listesinin başını Bangladeş'in çektiği, bu ülkeyi Hindistan, Nepal, Filipinler, Afganistan ve Myanmar'ın izlediği kaydedildi.
Araştırmada, iklim değişikliğinin göçün ne kadarında etkili olduğuna ilişkin kesin bir oran verilmedi. Buna gerekçe olarak da göç kararlarına yoksulluk da dahil çeşitli unsurların etkili olması gösterildi.
AA
12 Mart 2012 Pazartesi
Türkiye'nin İlk Yeşil Tüketim Araştırması Sonuçları Açıklandı
Sürdürülebilirlik Akademisi’nin Schneider Electric ve GfK Türkiye işbirliğinde gerçekleştirilen Türkiye’nin ilk yeşil tüketim araştırmasının sonuçlarını 12 Mart, Pazartesi günü gerçekleşen basın toplantısıyla kamuoyuyla paylaştı.
Türkiye’yi temsilen 15 ilde 15 yaş üstü 1,487 kentli tüketici ile 18 Ağustos – 16 Eylül 2011 tarihleri arasında gerçekleştirilen araştırmanın ilk yılı sonuçları oldukça çarpıcı.
“2011 Yeşil Tüketim Araştırması”na göre tüketicilerin %71’i satın aldığı ürünlerin “yeşil/çevre dostu” olması gerektiğini düşünmesine rağmen, sıklıkla yeşil/çevre dostu ürün satın alanların oranı sadece %17.
Türkiye’de tüketicilerin “çevreci tüketim” konusundaki davranışlarını, beklentilerini ve satın alma alışkanlıklarını ölçmek amacıyla yapılan araştırmanın sonuçlarına göre “yeşil ve çevre dostu ürün” deyince, tüketicilerin neredeyse yarısının (%49) aklına geri dönüşümlü ürünler geliyor; %36’sı organik, %32’si ise “enerji tasarruflu” ürünlerin çevre dostu olduğunu düşünüyor.
Tüketicilerin çevre bilinci konusunda düşünce ve davranışları fark gösteriyor
Araştırmaya göre, Türk tüketicileri çevre konusunu önemsiyor, ancak bu konuda düşünceleri ile davranışları büyük oranda farklılık gösteriyor. Satın aldığı ürünlerin yeşil/çevre dostu olması gerektiğini düşünenler %71 oranındayken, sıklıkla yeşil/çevre dostu ürün satın alanlar sadece %19’da kalıyor. Tüketicilerin %54’ü ise “yeşil ve çevre dostu ürün tüketmeliyiz” diyerek bilinçli olduğunu vurgulamasına rağmen, hiçbir zaman çevre dostu ürün almıyor.
Çevreyi ve yeşil ürünün çok önemli olduğunu düşünen tüketiciler bu ürünleri satın alma kararını da o kadar kolay vermiyor. Tüketicilerin yarısından çoğu, yeşil ve çevre dostu ürünleri satın almama nedenini yüksek fiyatlar olarak belirtirken, %26’sı çeşitlerin çok sınırlı olduğunu ve daha fazla yeşil ürün görmek istediğini belirtiyor. Tüketicilerin %20’si ise yeşil olduğu belirtilen ürünlerin güven vermeyen ürün bilgileri yansıttığından şikayet ediyor. Daha çok firmanın çevre çalışmaları yapmasını ve çevre dostu seçeneklerini arttırmasını talep ederken, ürün bilgilerinin daha güvenilir ve detaylı verilmesini istiyor.
“40 yıl içerisinde dünyanın enerji ihtiyacı iki katına çıkacak”
Araştırmayı değerlendiren Schneider Electric Balkanlar Ortadoğu ve Türkiye İletişim Direktörü Meltem Çakıcı ”Tüketiciler yeşil ve çevre dostu ürün deyince en çok geri dönüşümlü ve organik ürünleri anlıyorlar. Ancak 2025 yılında dünya nüfusuna 1 milyar kişi daha eklenecek ve enerji tüketimi gelecek 40 yıl içerisinde iki katına çıkacak. Dolayısıyla aslında enerji verimliliği bilinci ile dünya için birinci elden fayda sağlanabilir.
Biz Schneider Electric olarak, aynı işi daha az enerjiyle yapmak anlamına gelen enerji verimliliği ve sürdürülebilirlik konularının toplum tarafından da benimsenmesine odaklanıyoruz. Danışmanlık ve çözüm hizmetlerimiz, son kullanıcıya yönelik Life Space ürün gamımız, Enerji Üniversitesi projemiz ve WFES, Yeşil İş Konferansı gibi Türkiye’nin lider sürdürülebilirlik platformlarında aldığımız aktif rol ile bizler geleceğe güvenle bakıyoruz. Tüketicilerin çevre dostu tüketim konusunda bilinç durumunu ortaya koyan Yeşil Tüketim Araştırması’nı bizimle beraber gerçekleştiren Sürdürülebilirlik Akademisi ve GfK Türkiye’ye teşekkür ederiz.” dedi.
‘’Yeşil Tüketim Araştırması markalara çok önemli bir yol haritası oluşturacak .
‘’Tüketicilerin algılarının değişmesi tüm taraflara çok iş düşüyor.’’
Sürdürülebilirlik Akademisi Yönetim Kurulu Üyesi Semra Sevinç 2011 yılında faaliyetlerine başlayan Sürdürülebilirlik Akademisi’nin yaptığı çalışmalar içinde yer alan Yeşil Tüketim Araştırması’nın ilk yıl sonuçlarının; markalara çok önemli bir yol haritası oluşturacağına inandıklarını ve her yıl yenilenecek olan Yeşil Tüketim Araştırması’nın 2012 çalışmalarının başladığını belirtti.
Semra Sevinç, “Günümüzde artık tüketiciler çevreyi düşünen markaları daha fazla satın alıyor, bu markalara yakınlık ve güven duyuyorlar. Tüketiciler satın almaya hazır olduğu yeşil ürün ve hizmetler ile ilgili olarak; yüksek fiyat, az çeşit ve güven sarsıcı bilgilendirme ile ilgili endişe yaşıyor. Gelecek yıllarda markaların bu konuda yapacağı çalışma ve araştırmalarla tüketici beklentileri karşılanacaktır. Biz de Sürdürülebilirlik Akademisi olarak yoğun araştırma, bilgilendirme ve bilinçlendirme çalışmaları yaparak sürece katkıda bulunmayı hedefliyoruz.Türkiye’ de tüketici algılarını değiştirmek ve beklentilerini karşılamak için tüm taraflara çok iş düşüyor.” dedi.
“Yeşil ve çevre dostu ürün tüketim algısını hep birlikte değiştireceğiz”
GfK Türkiye Genel Müdür Yardımcısı Fulya Durmuş, “2011’de ilkini gerçekleştirdiğimiz Yeşil Tüketim Araştırması’nın ortaya koyduğu önemli sonuçlar var. Araştırma katılımcıları sağlık ve eğitimin ardından en çok ilgilendikleri konunun çevre olduğunu belirtiyor ve %86’sı yeşil ve çevre dostu ürünü tanımlayabiliyor. Ancak bu ürünleri tüketenler katılımcıların yalnızca beşte biri. Katılımcıların %13’ü ise yeşil çevre dostu ürün tüketimini gereksiz buluyor. Bu da kullanıma yönelik algının değişmesi ve kullanımın yaygınlaşması için özellikle markaların fiyat skalalarını ve ürün üzeri bilgilendirmelerini yeniden gözden geçirmesi yönünde çalışmalar yapması gerektiğini ortaya koyuyor. GfK Türkiye olarak bizler de tüketicinin çevre yaklaşımını ve yeşil/çevre dostu ürün tüketimine yönelik algıyı seneler içerisinde takip ederek markalara değişim süreçlerinde yol göstermeyi amaçlıyoruz.” dedi.
Türkiye’de enerji tüketimini % 20 azaltmak, 60 milyar dolar değerinde
Konu ile ilgili Schneider Electric’in verdiği bilgilere göre ise Türkiye’de enerji tüketimini yüzde 20 azaltmanın parasal karşılığı 60 milyar dolar. Hizmet verdiği tüm sektörlere enerji yönetimi konusunda önderlik yapan Schneider Electric, aynı zamanda toplumda enerji yönetimi ve tasarruf bilincini arttırmak amacıyla online bir eğitim programı yürütüyor. Enerji Üniversitesi adı verilen program, internet kullanan herkesin kolayca ulaşabileceği ücretsiz online kurslardan oluşuyor. Enerji Üniversitesi’ne katılanlar enerji verimliliği konusunda belirli bir uzmanlık seviyesine geliyor ve program sonunda sertifika almaya hak kazanıyor.
2011 Yeşil Tüketim Araştırması basın toplantısı ‘’Kabron Nötr’’
Sürdürülebilirlik Akademisi, tüm çalışmalarında olduğu gibi 2011 Yeşil Tüketim Araştırması basın toplantısının da karbon ayakizini hesaplayarak, karbon emisyonlarını sıfırladı ve doğadaki ayakizini sildi.
Türkiye’yi temsilen 15 ilde 15 yaş üstü 1,487 kentli tüketici ile 18 Ağustos – 16 Eylül 2011 tarihleri arasında gerçekleştirilen araştırmanın ilk yılı sonuçları oldukça çarpıcı.
“2011 Yeşil Tüketim Araştırması”na göre tüketicilerin %71’i satın aldığı ürünlerin “yeşil/çevre dostu” olması gerektiğini düşünmesine rağmen, sıklıkla yeşil/çevre dostu ürün satın alanların oranı sadece %17.
Türkiye’de tüketicilerin “çevreci tüketim” konusundaki davranışlarını, beklentilerini ve satın alma alışkanlıklarını ölçmek amacıyla yapılan araştırmanın sonuçlarına göre “yeşil ve çevre dostu ürün” deyince, tüketicilerin neredeyse yarısının (%49) aklına geri dönüşümlü ürünler geliyor; %36’sı organik, %32’si ise “enerji tasarruflu” ürünlerin çevre dostu olduğunu düşünüyor.
Tüketicilerin çevre bilinci konusunda düşünce ve davranışları fark gösteriyor
Araştırmaya göre, Türk tüketicileri çevre konusunu önemsiyor, ancak bu konuda düşünceleri ile davranışları büyük oranda farklılık gösteriyor. Satın aldığı ürünlerin yeşil/çevre dostu olması gerektiğini düşünenler %71 oranındayken, sıklıkla yeşil/çevre dostu ürün satın alanlar sadece %19’da kalıyor. Tüketicilerin %54’ü ise “yeşil ve çevre dostu ürün tüketmeliyiz” diyerek bilinçli olduğunu vurgulamasına rağmen, hiçbir zaman çevre dostu ürün almıyor.
Çevreyi ve yeşil ürünün çok önemli olduğunu düşünen tüketiciler bu ürünleri satın alma kararını da o kadar kolay vermiyor. Tüketicilerin yarısından çoğu, yeşil ve çevre dostu ürünleri satın almama nedenini yüksek fiyatlar olarak belirtirken, %26’sı çeşitlerin çok sınırlı olduğunu ve daha fazla yeşil ürün görmek istediğini belirtiyor. Tüketicilerin %20’si ise yeşil olduğu belirtilen ürünlerin güven vermeyen ürün bilgileri yansıttığından şikayet ediyor. Daha çok firmanın çevre çalışmaları yapmasını ve çevre dostu seçeneklerini arttırmasını talep ederken, ürün bilgilerinin daha güvenilir ve detaylı verilmesini istiyor.
“40 yıl içerisinde dünyanın enerji ihtiyacı iki katına çıkacak”
Araştırmayı değerlendiren Schneider Electric Balkanlar Ortadoğu ve Türkiye İletişim Direktörü Meltem Çakıcı ”Tüketiciler yeşil ve çevre dostu ürün deyince en çok geri dönüşümlü ve organik ürünleri anlıyorlar. Ancak 2025 yılında dünya nüfusuna 1 milyar kişi daha eklenecek ve enerji tüketimi gelecek 40 yıl içerisinde iki katına çıkacak. Dolayısıyla aslında enerji verimliliği bilinci ile dünya için birinci elden fayda sağlanabilir.
Biz Schneider Electric olarak, aynı işi daha az enerjiyle yapmak anlamına gelen enerji verimliliği ve sürdürülebilirlik konularının toplum tarafından da benimsenmesine odaklanıyoruz. Danışmanlık ve çözüm hizmetlerimiz, son kullanıcıya yönelik Life Space ürün gamımız, Enerji Üniversitesi projemiz ve WFES, Yeşil İş Konferansı gibi Türkiye’nin lider sürdürülebilirlik platformlarında aldığımız aktif rol ile bizler geleceğe güvenle bakıyoruz. Tüketicilerin çevre dostu tüketim konusunda bilinç durumunu ortaya koyan Yeşil Tüketim Araştırması’nı bizimle beraber gerçekleştiren Sürdürülebilirlik Akademisi ve GfK Türkiye’ye teşekkür ederiz.” dedi.
‘’Yeşil Tüketim Araştırması markalara çok önemli bir yol haritası oluşturacak .
‘’Tüketicilerin algılarının değişmesi tüm taraflara çok iş düşüyor.’’
Sürdürülebilirlik Akademisi Yönetim Kurulu Üyesi Semra Sevinç 2011 yılında faaliyetlerine başlayan Sürdürülebilirlik Akademisi’nin yaptığı çalışmalar içinde yer alan Yeşil Tüketim Araştırması’nın ilk yıl sonuçlarının; markalara çok önemli bir yol haritası oluşturacağına inandıklarını ve her yıl yenilenecek olan Yeşil Tüketim Araştırması’nın 2012 çalışmalarının başladığını belirtti.
Semra Sevinç, “Günümüzde artık tüketiciler çevreyi düşünen markaları daha fazla satın alıyor, bu markalara yakınlık ve güven duyuyorlar. Tüketiciler satın almaya hazır olduğu yeşil ürün ve hizmetler ile ilgili olarak; yüksek fiyat, az çeşit ve güven sarsıcı bilgilendirme ile ilgili endişe yaşıyor. Gelecek yıllarda markaların bu konuda yapacağı çalışma ve araştırmalarla tüketici beklentileri karşılanacaktır. Biz de Sürdürülebilirlik Akademisi olarak yoğun araştırma, bilgilendirme ve bilinçlendirme çalışmaları yaparak sürece katkıda bulunmayı hedefliyoruz.Türkiye’ de tüketici algılarını değiştirmek ve beklentilerini karşılamak için tüm taraflara çok iş düşüyor.” dedi.
“Yeşil ve çevre dostu ürün tüketim algısını hep birlikte değiştireceğiz”
GfK Türkiye Genel Müdür Yardımcısı Fulya Durmuş, “2011’de ilkini gerçekleştirdiğimiz Yeşil Tüketim Araştırması’nın ortaya koyduğu önemli sonuçlar var. Araştırma katılımcıları sağlık ve eğitimin ardından en çok ilgilendikleri konunun çevre olduğunu belirtiyor ve %86’sı yeşil ve çevre dostu ürünü tanımlayabiliyor. Ancak bu ürünleri tüketenler katılımcıların yalnızca beşte biri. Katılımcıların %13’ü ise yeşil çevre dostu ürün tüketimini gereksiz buluyor. Bu da kullanıma yönelik algının değişmesi ve kullanımın yaygınlaşması için özellikle markaların fiyat skalalarını ve ürün üzeri bilgilendirmelerini yeniden gözden geçirmesi yönünde çalışmalar yapması gerektiğini ortaya koyuyor. GfK Türkiye olarak bizler de tüketicinin çevre yaklaşımını ve yeşil/çevre dostu ürün tüketimine yönelik algıyı seneler içerisinde takip ederek markalara değişim süreçlerinde yol göstermeyi amaçlıyoruz.” dedi.
Türkiye’de enerji tüketimini % 20 azaltmak, 60 milyar dolar değerinde
Konu ile ilgili Schneider Electric’in verdiği bilgilere göre ise Türkiye’de enerji tüketimini yüzde 20 azaltmanın parasal karşılığı 60 milyar dolar. Hizmet verdiği tüm sektörlere enerji yönetimi konusunda önderlik yapan Schneider Electric, aynı zamanda toplumda enerji yönetimi ve tasarruf bilincini arttırmak amacıyla online bir eğitim programı yürütüyor. Enerji Üniversitesi adı verilen program, internet kullanan herkesin kolayca ulaşabileceği ücretsiz online kurslardan oluşuyor. Enerji Üniversitesi’ne katılanlar enerji verimliliği konusunda belirli bir uzmanlık seviyesine geliyor ve program sonunda sertifika almaya hak kazanıyor.
2011 Yeşil Tüketim Araştırması basın toplantısı ‘’Kabron Nötr’’
Sürdürülebilirlik Akademisi, tüm çalışmalarında olduğu gibi 2011 Yeşil Tüketim Araştırması basın toplantısının da karbon ayakizini hesaplayarak, karbon emisyonlarını sıfırladı ve doğadaki ayakizini sildi.
26 Şubat 2012 Pazar
BM Kalkınma Programı Başkan Yardımcılığı'na Bir Türk Getirildi
Birleşmiş Milletler (BM) Kalkınma Programı (UNDP) Başkan Yardımcılığı'na Ayşe Cihan Sultanoğlu getirildi. Sultanoğlu, UNDP Avrupa ve Bağımsız Devletler Topluluğu Bölge Bürosu Direktörlüğü'nü de yürütecek.
Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, "Söz konusu Bölge Bürosu, Orta ve Doğu Avrupa, Kafkasya ve Orta Asya’yı kapsayan geniş bir coğrafyada ekonomik kalkınma, sosyal uyum ve çevrenin korunması dahil olmak üzere sürdürülebilir kalkınmanın sağlanması için programlar ve projeler yürütmektedir. Anılan büro kapsamındaki faaliyetler, Türkiye ile UNDP arasındaki mevcut küresel stratejik ortaklığın ve işbirliğinin hayata geçirildiği en önemli çerçeveyi oluşturmaktadır." denildi.
Bölge Bürosu Direktörü, görev bölgesinde UNDP’nin başı pozisyonunda olmasının yanı sıra UNDP Başkan Yardımcılığı sıfatıyla UNDP’nin yönetim grubunun üyesi olarak genel politikaların belirlenmesi ve projelerin uygulanmasına doğrudan katkıda bulunuyor.
Açıklamada, "Ülkemizin BM'ye artan katkıları çerçevesinde, BM'nin üst yönetimindeki böyle önemli bir göreve bir Türk vatandaşının atanmasından memnuniyet duymaktayız." denildi.
Kaynak CİHAN
Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, "Söz konusu Bölge Bürosu, Orta ve Doğu Avrupa, Kafkasya ve Orta Asya’yı kapsayan geniş bir coğrafyada ekonomik kalkınma, sosyal uyum ve çevrenin korunması dahil olmak üzere sürdürülebilir kalkınmanın sağlanması için programlar ve projeler yürütmektedir. Anılan büro kapsamındaki faaliyetler, Türkiye ile UNDP arasındaki mevcut küresel stratejik ortaklığın ve işbirliğinin hayata geçirildiği en önemli çerçeveyi oluşturmaktadır." denildi.
Bölge Bürosu Direktörü, görev bölgesinde UNDP’nin başı pozisyonunda olmasının yanı sıra UNDP Başkan Yardımcılığı sıfatıyla UNDP’nin yönetim grubunun üyesi olarak genel politikaların belirlenmesi ve projelerin uygulanmasına doğrudan katkıda bulunuyor.
Açıklamada, "Ülkemizin BM'ye artan katkıları çerçevesinde, BM'nin üst yönetimindeki böyle önemli bir göreve bir Türk vatandaşının atanmasından memnuniyet duymaktayız." denildi.
Kaynak CİHAN
20 Şubat 2012 Pazartesi
Türkoğlu Belediyesi 122 Ton Atığı Ekonomiye Geri Kazandırdı
Türkoğlu Belediyesi Vepsan işbirliğiyle yürüttüğü "Geri Kazanım Projesi" kapsamında 122 ton atığı ekonomiye kazandırdı.
Belediye Başkanı Mustafa Taşhan, yaptığı açıklamada, belediye tarafından başlatılan ambalaj atıklarını ekonomiye kazandırmaya yönelik çalışmanın tüm hızıyla devam ettiğini belirtti.
Başkan Taşhan, şunları kaydetti:
"Geçtiğimiz yıl başlatmış olduğumuz proje ile kağıt, karton, plastik, cam gibi geri dönüşümü olan atıkların ayrı ayrı toplanabilmesi için ilçe genelinde vatandaşlara bilgilendirme broşürü ve geri dönüşüm çöp poşetleri dağıtımı bu sene de devam ediyor. Şu ana kadar kadar yaklaşık 122 ton ambalaj atık ekonomiye kazandırıldı.
İlçe genelinde evler, okullar, kamu kurum ve kuruluşları, sağlık merkezleri, lokantalar, büfeler, marketler, fabrikalar, iş ve alışveriş merkezleri, gibi ambalaj atıklarının olabileceği yerlerden toplanan ambalaj atıklarını Belediye ile Vepsan firması arasında imzalanan protokol doğrultusunda kaynağından topluyoruz. Bir taraftan ülke ekonomisine katkı sağlarken, diğer taraftan da çevre temizliği kendiliğinden sağlanmış oluyor."
Kaynak: AA
Belediye Başkanı Mustafa Taşhan, yaptığı açıklamada, belediye tarafından başlatılan ambalaj atıklarını ekonomiye kazandırmaya yönelik çalışmanın tüm hızıyla devam ettiğini belirtti.
Başkan Taşhan, şunları kaydetti:
"Geçtiğimiz yıl başlatmış olduğumuz proje ile kağıt, karton, plastik, cam gibi geri dönüşümü olan atıkların ayrı ayrı toplanabilmesi için ilçe genelinde vatandaşlara bilgilendirme broşürü ve geri dönüşüm çöp poşetleri dağıtımı bu sene de devam ediyor. Şu ana kadar kadar yaklaşık 122 ton ambalaj atık ekonomiye kazandırıldı.
İlçe genelinde evler, okullar, kamu kurum ve kuruluşları, sağlık merkezleri, lokantalar, büfeler, marketler, fabrikalar, iş ve alışveriş merkezleri, gibi ambalaj atıklarının olabileceği yerlerden toplanan ambalaj atıklarını Belediye ile Vepsan firması arasında imzalanan protokol doğrultusunda kaynağından topluyoruz. Bir taraftan ülke ekonomisine katkı sağlarken, diğer taraftan da çevre temizliği kendiliğinden sağlanmış oluyor."
Kaynak: AA
19 Ocak 2012 Perşembe
"ÇAYKUR" Bir Sosyal Sorumluluk Projesidir
ÇAYKUR Genel Müdürü İmdat Sütlüoğlu, örnek bir işletme olarak yollarına devam etmeleri gerektiğini, ÇAYKUR’un bir sosyal sorumluluk projesi olduğunu belirtti.
ÇAYKUR Genel Müdürlüğü toplantı salonunda, bu yıl yapılması planlanan çalışmaların değerlendirilmesi amacıyla yapılan toplantıya Genel Müdür Sütlüoğlu’nun yanı sıra genel müdür yardımcıları Süleyman Pınarbaşı, Yunus Kaldırım, Turgay Turna, daire başkanları ile fabrika müdürleri, müdür yardımcıları ve şube müdürleri katıldı.
Genel Müdür Sütlüoğlu, burada yaptığı konuşmada, geçen sezonda gösterdikleri gayretleri için çalışmalara teşekkür ederek, ”Ancak eksiklilerimizi, yanlışlıklarımızı da görmemiz, değerlendirmemiz gerekiyor. Böylece hatalarımızı bir daha yapmayalım, eksiklerimizi tamamlayalım” diye konuştu.
”En üst düzeyde modern işletmecilik gereklerinin tamamını yerine getirip örnek bir işletme olarak yollarına devam etmeleri gerektiğini” vurgulayan Sütlüoğlu, şunları söyledi:
”Yeni yatırımlarımız var. Yaklaşık 700 ton civarında bir ilave kapasite oluşturuyoruz. Hedefimiz aktarma yapan fabrikaların aktarma vermesini önlemek, çayı diğer bölgelere aktarmadan işlemek. Bu, kaliteyi olumsuz etkilediği gibi ciddi bir maliyet unsuru da oluyor. Fabrikalar arasında bir çekişmeye yol açıyor, fabrikaların düzenini bozuyor. Bu olumsuzlukları ortadan kaldırmak için özellikle aktarma veren bölgelerin kapasitelerini arttırmaya çalışıyoruz.”
Gelecek periyotta her fabrikanın kendi bölgesinin çayını işleyeceğini, diğer bölgelere çok önemli durumlar dışında çay aktarılmayacağını kaydeden
Sütlüoğlu, şöyle konuştu:
”Bu şekilde hem kaliteyi daha iyi bir hale getirmiş, hem de maliyetleri düşürmüş olacağız. Fabrikaların düzenini de bozmamış olacağız. Ayrıca yeşil çay fabrikaları kurmayı da planlıyoruz. Çünkü yeşil çay üretimimiz, talep oranında artıyor. İnşallah bunları da önümüzdeki süreçte hayata geçireceğiz.
Bunun dışında üniversiteye devrettiğimiz için paketleme fabrikamızın İyidere’ye taşınması söz konusu. İnşallah önümüzdeki sezonda İyidere’de çok modern bir paketleme fabrikası kuracağız. Son teknoloji ile ve dünyanın bu en büyük paketleme fabrikası olacak.”
Sütlüoğlu, ”ÇAYKUR’un bir sosyal sorumluluk projesi olduğunu, bir milyon üreticiyle 13 bin çalışanı ve 75 milyon tüketicisi ile çok kapsamlı, çok geniş anlamda çalışan farklı bir kuruluş olduğunu” dile getirerek, ”Genel müdürlüğümüzün taşrada olması, bu kurumun küçümsenmesini gerektirmiyor. Aslında bu kurumu daha da büyütür. Taşrada üreticinin yanında böylesine örnek bir çalışma yapmak, gerçekten takdire şayan bir şeydir. Biz bunu yapıyoruz. Üreticiyi istismar etmiyoruz, koruyoruz. Çalışanı da istismar etmiyoruz. İstismar edenlere karşı elimizden geldiği kadar koruyoruz. Üreticinin her türlü çalışmasında her zaman ona destek oluyoruz” ifadelerini kullandı.
Bundan sonraki önemli projelerinden birisinin de organik çaya geçmek olduğunu anlatan Sütlüoğlu, organik çay uygulamasında da yine müstahsilin yanında yer almaya devam edeceklerini kaydetti.
Kaynak: Bulancak Haber
ÇAYKUR Genel Müdürlüğü toplantı salonunda, bu yıl yapılması planlanan çalışmaların değerlendirilmesi amacıyla yapılan toplantıya Genel Müdür Sütlüoğlu’nun yanı sıra genel müdür yardımcıları Süleyman Pınarbaşı, Yunus Kaldırım, Turgay Turna, daire başkanları ile fabrika müdürleri, müdür yardımcıları ve şube müdürleri katıldı.
Genel Müdür Sütlüoğlu, burada yaptığı konuşmada, geçen sezonda gösterdikleri gayretleri için çalışmalara teşekkür ederek, ”Ancak eksiklilerimizi, yanlışlıklarımızı da görmemiz, değerlendirmemiz gerekiyor. Böylece hatalarımızı bir daha yapmayalım, eksiklerimizi tamamlayalım” diye konuştu.
”En üst düzeyde modern işletmecilik gereklerinin tamamını yerine getirip örnek bir işletme olarak yollarına devam etmeleri gerektiğini” vurgulayan Sütlüoğlu, şunları söyledi:
”Yeni yatırımlarımız var. Yaklaşık 700 ton civarında bir ilave kapasite oluşturuyoruz. Hedefimiz aktarma yapan fabrikaların aktarma vermesini önlemek, çayı diğer bölgelere aktarmadan işlemek. Bu, kaliteyi olumsuz etkilediği gibi ciddi bir maliyet unsuru da oluyor. Fabrikalar arasında bir çekişmeye yol açıyor, fabrikaların düzenini bozuyor. Bu olumsuzlukları ortadan kaldırmak için özellikle aktarma veren bölgelerin kapasitelerini arttırmaya çalışıyoruz.”
Gelecek periyotta her fabrikanın kendi bölgesinin çayını işleyeceğini, diğer bölgelere çok önemli durumlar dışında çay aktarılmayacağını kaydeden
Sütlüoğlu, şöyle konuştu:
”Bu şekilde hem kaliteyi daha iyi bir hale getirmiş, hem de maliyetleri düşürmüş olacağız. Fabrikaların düzenini de bozmamış olacağız. Ayrıca yeşil çay fabrikaları kurmayı da planlıyoruz. Çünkü yeşil çay üretimimiz, talep oranında artıyor. İnşallah bunları da önümüzdeki süreçte hayata geçireceğiz.
Bunun dışında üniversiteye devrettiğimiz için paketleme fabrikamızın İyidere’ye taşınması söz konusu. İnşallah önümüzdeki sezonda İyidere’de çok modern bir paketleme fabrikası kuracağız. Son teknoloji ile ve dünyanın bu en büyük paketleme fabrikası olacak.”
Sütlüoğlu, ”ÇAYKUR’un bir sosyal sorumluluk projesi olduğunu, bir milyon üreticiyle 13 bin çalışanı ve 75 milyon tüketicisi ile çok kapsamlı, çok geniş anlamda çalışan farklı bir kuruluş olduğunu” dile getirerek, ”Genel müdürlüğümüzün taşrada olması, bu kurumun küçümsenmesini gerektirmiyor. Aslında bu kurumu daha da büyütür. Taşrada üreticinin yanında böylesine örnek bir çalışma yapmak, gerçekten takdire şayan bir şeydir. Biz bunu yapıyoruz. Üreticiyi istismar etmiyoruz, koruyoruz. Çalışanı da istismar etmiyoruz. İstismar edenlere karşı elimizden geldiği kadar koruyoruz. Üreticinin her türlü çalışmasında her zaman ona destek oluyoruz” ifadelerini kullandı.
Bundan sonraki önemli projelerinden birisinin de organik çaya geçmek olduğunu anlatan Sütlüoğlu, organik çay uygulamasında da yine müstahsilin yanında yer almaya devam edeceklerini kaydetti.
Kaynak: Bulancak Haber
18 Ocak 2012 Çarşamba
RİO +20 Zirvesi'nde Sürdürülebilir Uygulamalar ile Yer Almak için Son 5 Hafta
20 - 22 Haziran 2012 tarihinde Brezilya’nın Rio da Jenerio kentinde gerçekleşecek olan Rio+20 Zirvesi için ülkemizden en iyi uygulamaların seçimi süreci 22 Aralık 2011 tarihinde başlamıştır.
Sürdürülebilir kalkınma ve yoksulluğun giderilmesi çerçevesinde yeşil ekonomi seçeneklerinin deneyimlendiği ve bu konularda örnek olabilecek en iyi uygulamaların yer alacağı ulusal rapor Kalkınma Bakanlığı koordinasyonunda hazırlanmaktadır.
Rio+20 Zirvesinde sunulacak En İyi Uygulamaların seçim süreci İş Dünyası ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği tarafından yürütülmekte ve kamu, özel sektör, sivil toplum, yerel yönetimler ve üniversiteler başta olmak üzere geniş bir katılım sağlanması hedeflenmektedir. Projenin son başvuru tarihi 17 Şubat 2012’dir.
Sürece ilişkin bugüne kadar oluşan sorularınızın ve ilgili cevapların yer aldığı sıkça sorulan sorular (SSS) dokümanını ve başvuru kılavuzunu aşağıdaki linklerde bulabilirsiniz.
Kurumunuzu ve ülkemizi ön plana taşıyacağını inandığınız iyi uygulamalarınıza yönelik başvurularınız bekliyoruz.
Rio+20 İyi Uygulamalar BAŞVURU REHBERİ için Tıklayınız
Sıkça Sorulan Sorular için Tıklayınız
Konuya ilgili tüm sorularınızı e-mail ile Elif Özkul Gökmen’e iletebilirsiniz.
E-mail: elifg@tbcsd.org ve info@tbcsd.org
Sürdürülebilir kalkınma ve yoksulluğun giderilmesi çerçevesinde yeşil ekonomi seçeneklerinin deneyimlendiği ve bu konularda örnek olabilecek en iyi uygulamaların yer alacağı ulusal rapor Kalkınma Bakanlığı koordinasyonunda hazırlanmaktadır.
Rio+20 Zirvesinde sunulacak En İyi Uygulamaların seçim süreci İş Dünyası ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği tarafından yürütülmekte ve kamu, özel sektör, sivil toplum, yerel yönetimler ve üniversiteler başta olmak üzere geniş bir katılım sağlanması hedeflenmektedir. Projenin son başvuru tarihi 17 Şubat 2012’dir.
Sürece ilişkin bugüne kadar oluşan sorularınızın ve ilgili cevapların yer aldığı sıkça sorulan sorular (SSS) dokümanını ve başvuru kılavuzunu aşağıdaki linklerde bulabilirsiniz.
Kurumunuzu ve ülkemizi ön plana taşıyacağını inandığınız iyi uygulamalarınıza yönelik başvurularınız bekliyoruz.
Rio+20 İyi Uygulamalar BAŞVURU REHBERİ için Tıklayınız
Sıkça Sorulan Sorular için Tıklayınız
Konuya ilgili tüm sorularınızı e-mail ile Elif Özkul Gökmen’e iletebilirsiniz.
E-mail: elifg@tbcsd.org ve info@tbcsd.org
14 Ocak 2012 Cumartesi
SKOLL Vakfı Sosyal Girişimcilik Ödül Başvuruları Açıldı
Skoll Vakfı her yıl Sosyal Girişimcilik için Skoll Ödüllerini dünyanın en önemli sorunlarına odaklanan sosyal girişimcileri seçerek vermektedir. Skoll Ödülü, kuruluşa üç yıllık süre içinde verilen maddi bir destek ve her bahar Skoll Dünya Forumunda sosyal girişimciye takdim edilen maddi olmayan bir ödülü içerir.
SKOLL ÖDÜLLERİ: GENEL BAKIŞ VE BAŞVURU
Sosyal Girişimcilik Alanında Skoll Ödülleri
Skoll Vakfı her yıl Sosyal Girişimcilik için Skoll Ödüllerini dünyanın en önemli sorunlarına odaklanan sosyal girişimcileri seçerek vermektedir. Skoll Ödülü, kuruluşa üç yıllık süre içinde verilen maddi bir destek ve her bahar Skoll Dünya Forumunda sosyal girişimciye takdim edilen maddi olmayan bir ödülü içerir.
2013 Skoll Ödülleri için başvuru süreci 4 Ocak ile 1 Mart 2012 tarihlerinde açıktır. Başvurunun ön izlemesi mevcuttur. Dikkate alınabilmek için kuruluşların ödüller ile ilgili kriterleri yerine getirmesi gerekmektedir: Kazananların kritik öneme sahip bir konuyla ilgili ve büyük ölçekli etkisi olacak bir sosyal inovasyonu denemiş ve kanıtlamış olmaları gerekir.
2013 Skoll Ödülleri seçim süreci zaman çizelgesi:
• Başvuruların kabulü: 4 Ocak – 1 Mart, 2012
• Başvurunun durumuyla ilgili kuruluşların bilgilendirilmesi: Temmuz 2012
• Seçilen kuruluşlardan finalistin belirlenmesi: Temmuz – Ekim 2012
• Skoll Ödülü kazananların açıklanması: Kasım 2012
• Skoll ödülü alanların Skoll Dünya Forumunda kutlanması: Mart 2013
Başvuru süreci
Kuruluşunuzun Skoll Ödülü’ne başvurmak için uygun olup olmadığını anlamak için lütfen kriterleri tam olarak okuyunuz. Sosyal Girişimcilik alanında 2013 Skoll Ödülleri için tek bir son başvuru tarihi mevcuttur: 1 Mart 2013, Perşembe. Başvuru süreci aşağıdaki aşamaları içermektedir:
• Uygunluk testi: Bu araç başvuru sahiplerine bir Skoll Ödülü için uygun olup olmadıklarını değerlendirme imkanı verir. Eğer bir kuruluş uygunluk testini geçerse kendisine başvuru için bir URL linki verilecektir. Uygunluk testini geçemeyen başvuru sahiplerinin çevrimiçi (online) başvuru aşamasına geçmeleri mümkün olmayacaktır.
• Internet üzerinden başvuru: Uygunluk testini geçen kuruluşlar daha sonra internet üzerinden bir başvuru doldurabilir. Internet başvurusunun ön izlemesi mevcuttur.
• Tam teklif çağrısı: Seçilen başvuru sahipleri ile bir program görevlisi temasa geçecek ve kendilerinden tam teklif sunmaları istenecektir. Her sene tam teklif sunmak üzere 10 veya daha az başvuru sahibi seçilmektedir.
• Denetim süreci: Bu süreç genellikle mülakatlar, yerinde ziyaretler, referans kontrolleri ve hibe amaçlarının tartışılmasından oluşur.
• Ödül Kazananların Seçilmesi: Her yıl 10’dan daha az sayıda ödül verilmesi planlanmaktadır.
Başvuru sürecine dair daha fazla bilgi için lütfen Sık Sorulan Sorular sayfasına bakınız.
Kriterler
Sosyal Girişimcilik Skoll Ödülleri süreci rekabete açıktır. Yılda on taneden az verilen ödül için yüzlerce başvuru alınır. Uygunluk kriterlerine uyan ve kriterlere uygun düşen her başvuru sahibi ödüle hak kazanmaz.
Nitelikli kuruluşlar aşağıdaki kriterlere gore değerlendirilecektir:
• Etki potansiyeli: Kuruluşun inovasyonu, büyük ölçekli olarak doğrudan politika, davranış ve/veya altyapı sistemini (sistemlerini) etkileyecek konumdadır ve şimdiye kadar görülmüş olan etkiyle ilgili kanıt sunabilir.
• Genişleme: Kuruluşun şimdiye dek başarıyla uygulanmış bir yaklaşımı vardır ve şimdi bu yaklaşımı daha büyük ölçekte uygulamaya hazırdır.
• Inovasyon: Kuruluşun sosyal ve / veya çevresel problemlerin çözümüne yönelik statükoyu ciddi ölçüde değiştiren esaslı bir yaklaşımı vardır.
• Konu: Kuruluş, Skoll Vakfı tarafından dünyanın en önemli sorunları olarak seçilen bir konuda çalışmaktadır.
• Skoll faktörü: Kuruluş, sadece bir finansman ilişkisinin ötesinde örneğin girişimciler ağı ile işbirliği veya medya fırsatlarına erişim gibi Skoll Vakfı ile daha ileri ilişkiler kuruyorsa bundan yararlanacaktır.
• Sosyal girişimci: Kuruluşa vizyoner bir sosyal girişimci liderlik etmektedir.
• Sürdürülebilirlik: Kuruluşun etkinin yaygınlaşması ve uzun vadeli mali ve operasyonel sürdürülebilirliği sağlamaya yönelik açık ve belirgin bir planı vardır.
Skoll Ödülü’nü kazananlar genellikle aşağıdaki özelliklere sahiptir:
• Davaları için sözcülük yapan vizyoner ve etkili bir sosyal girişimcinin liderliği
• Güçlü liderlik ekibi ve kurulu
• Açık misyon ve uygulama modeli
• Misyondan feragat etmeme
• İyi kurulmuş ve yerleşmiş ortaklıklar
• Ölçme ve öğrenme dahil sistemlere inanma ve destek verme
• Farklı ve misyonla uyumlu fon kaynakları
Odak Konusu Alanları
Skoll vakfı’nın aşağıdaki konulara odaklanması dünyanın pek çok önemli sorununun zengin ve yoksul arasındaki eşitsizlikle daha da kötüleştiği inancından kaynaklanmaktadır. Sosyal girişimciler bu eşitsizliği sistematik düzeyde vurgulayan çözümler sağlar.
Aşağıdaki liste bir kılavuzdur ancak tam olarak kapsamlı değildir:
• Ekonomik ve Sosyal Adalet
• Çevresel Sürdürülebilirlik
• Sağlık
• Kurumsal Sorumluluk
• Barış ve Güvenlik
• Hoşgörü, Adalet ve İnsan Hakları
Bütçe Kılavuzu
Sosyal Girişimcilik Skoll Ödülleri’nin uygunluk açısından mutlak bir bütçe eşiği olmamasına rağmen, özellikle gelişmiş ülkelerde etkinlikleri olan yıllık gelirleri 2.5 milyon doların altında bulunan kuruluşlar ve gelişmekte olan ülkelerde etkinlikleri olan yıllık gelirleri 1 milyon doların altındaki kuruluşlar genellikle seçim sürecinde dezavantajlı konumdadır. Seçim süreci, kuruluşları etkiyi önemli ölçüde yayabilme ve / veya çözümlerin ölçeğini büyütebilme kapasitelerine göre önceliklendirir ve bu bütçe eşikleri içerisindeki kuruluşları tercih eder.
Yasal Yapılar
Bir Skoll Ödülü’ne hak kazanmak için kuruluşun tüzel kişilik olması gerekir. 501(c)(3)kamu yararına yardım kuruluşu statüsü olmayan diğer ülkelerdekiler de dahil kuruluşlardan uygun zamanlarda gerekli başka belgeleri sunmaları istenecektir. Lütfen internet üzerinden yaptığınız başvuruda ek bilgiler sunmayınız.
Genellikle, Sosyal Girişimcilik Skoll Ödülleri aşağıdakileri desteklememektedir:
• Burs veya başka mali destekler alan bireyler
• Özellikle mezhebe dayalı dini veya ideolojik doktrinleri destekleyen programlar
• Lobicilik (yardım kuruluşları için yasanın izin verdiklerinin dışında)
• Film finansmanı
• Teberrular, nakit ihtiyatları veya zarar azaltımı
• Hükümet kurumları
• Üniversite esaslı projeler
• Devlet okulları ve eğitim bölgeleri
• Arazi, mülk edinimi ve tesis inşaati
• Politika veya uygulama açısından ırk, inanç, yaş, toplumsal cinsiyet veya cinsel tercih ayırımcılığı yapan kurumlar
• Diğer kuruluş veya bireylere hibe verilmesi
• Etkinlik sponsorluğu
• Siyasi kampanyalar
• Yeni veya erken aşamada iş planları veya fikirleri
• Misyonu veya işi tek bir ile, belediye veya eyalete odaklanan kuruluşlar
• Ana kuruluşların mahalli büroları veya kuruluşlar içinde belirli programlar
Uygunluk Testi Uygunluk testini almak için tıklayınız(yeni bir pencere açılacaktır). (http://www.skollfoundation.org/about/skoll-awards/#criteria)
TACSO TURKEY
info.turkey@tacso.org
This project is funded by the European Union.
SKOLL ÖDÜLLERİ: GENEL BAKIŞ VE BAŞVURU
Sosyal Girişimcilik Alanında Skoll Ödülleri
Skoll Vakfı her yıl Sosyal Girişimcilik için Skoll Ödüllerini dünyanın en önemli sorunlarına odaklanan sosyal girişimcileri seçerek vermektedir. Skoll Ödülü, kuruluşa üç yıllık süre içinde verilen maddi bir destek ve her bahar Skoll Dünya Forumunda sosyal girişimciye takdim edilen maddi olmayan bir ödülü içerir.
2013 Skoll Ödülleri için başvuru süreci 4 Ocak ile 1 Mart 2012 tarihlerinde açıktır. Başvurunun ön izlemesi mevcuttur. Dikkate alınabilmek için kuruluşların ödüller ile ilgili kriterleri yerine getirmesi gerekmektedir: Kazananların kritik öneme sahip bir konuyla ilgili ve büyük ölçekli etkisi olacak bir sosyal inovasyonu denemiş ve kanıtlamış olmaları gerekir.
2013 Skoll Ödülleri seçim süreci zaman çizelgesi:
• Başvuruların kabulü: 4 Ocak – 1 Mart, 2012
• Başvurunun durumuyla ilgili kuruluşların bilgilendirilmesi: Temmuz 2012
• Seçilen kuruluşlardan finalistin belirlenmesi: Temmuz – Ekim 2012
• Skoll Ödülü kazananların açıklanması: Kasım 2012
• Skoll ödülü alanların Skoll Dünya Forumunda kutlanması: Mart 2013
Başvuru süreci
Kuruluşunuzun Skoll Ödülü’ne başvurmak için uygun olup olmadığını anlamak için lütfen kriterleri tam olarak okuyunuz. Sosyal Girişimcilik alanında 2013 Skoll Ödülleri için tek bir son başvuru tarihi mevcuttur: 1 Mart 2013, Perşembe. Başvuru süreci aşağıdaki aşamaları içermektedir:
• Uygunluk testi: Bu araç başvuru sahiplerine bir Skoll Ödülü için uygun olup olmadıklarını değerlendirme imkanı verir. Eğer bir kuruluş uygunluk testini geçerse kendisine başvuru için bir URL linki verilecektir. Uygunluk testini geçemeyen başvuru sahiplerinin çevrimiçi (online) başvuru aşamasına geçmeleri mümkün olmayacaktır.
• Internet üzerinden başvuru: Uygunluk testini geçen kuruluşlar daha sonra internet üzerinden bir başvuru doldurabilir. Internet başvurusunun ön izlemesi mevcuttur.
• Tam teklif çağrısı: Seçilen başvuru sahipleri ile bir program görevlisi temasa geçecek ve kendilerinden tam teklif sunmaları istenecektir. Her sene tam teklif sunmak üzere 10 veya daha az başvuru sahibi seçilmektedir.
• Denetim süreci: Bu süreç genellikle mülakatlar, yerinde ziyaretler, referans kontrolleri ve hibe amaçlarının tartışılmasından oluşur.
• Ödül Kazananların Seçilmesi: Her yıl 10’dan daha az sayıda ödül verilmesi planlanmaktadır.
Başvuru sürecine dair daha fazla bilgi için lütfen Sık Sorulan Sorular sayfasına bakınız.
Kriterler
Sosyal Girişimcilik Skoll Ödülleri süreci rekabete açıktır. Yılda on taneden az verilen ödül için yüzlerce başvuru alınır. Uygunluk kriterlerine uyan ve kriterlere uygun düşen her başvuru sahibi ödüle hak kazanmaz.
Nitelikli kuruluşlar aşağıdaki kriterlere gore değerlendirilecektir:
• Etki potansiyeli: Kuruluşun inovasyonu, büyük ölçekli olarak doğrudan politika, davranış ve/veya altyapı sistemini (sistemlerini) etkileyecek konumdadır ve şimdiye kadar görülmüş olan etkiyle ilgili kanıt sunabilir.
• Genişleme: Kuruluşun şimdiye dek başarıyla uygulanmış bir yaklaşımı vardır ve şimdi bu yaklaşımı daha büyük ölçekte uygulamaya hazırdır.
• Inovasyon: Kuruluşun sosyal ve / veya çevresel problemlerin çözümüne yönelik statükoyu ciddi ölçüde değiştiren esaslı bir yaklaşımı vardır.
• Konu: Kuruluş, Skoll Vakfı tarafından dünyanın en önemli sorunları olarak seçilen bir konuda çalışmaktadır.
• Skoll faktörü: Kuruluş, sadece bir finansman ilişkisinin ötesinde örneğin girişimciler ağı ile işbirliği veya medya fırsatlarına erişim gibi Skoll Vakfı ile daha ileri ilişkiler kuruyorsa bundan yararlanacaktır.
• Sosyal girişimci: Kuruluşa vizyoner bir sosyal girişimci liderlik etmektedir.
• Sürdürülebilirlik: Kuruluşun etkinin yaygınlaşması ve uzun vadeli mali ve operasyonel sürdürülebilirliği sağlamaya yönelik açık ve belirgin bir planı vardır.
Skoll Ödülü’nü kazananlar genellikle aşağıdaki özelliklere sahiptir:
• Davaları için sözcülük yapan vizyoner ve etkili bir sosyal girişimcinin liderliği
• Güçlü liderlik ekibi ve kurulu
• Açık misyon ve uygulama modeli
• Misyondan feragat etmeme
• İyi kurulmuş ve yerleşmiş ortaklıklar
• Ölçme ve öğrenme dahil sistemlere inanma ve destek verme
• Farklı ve misyonla uyumlu fon kaynakları
Odak Konusu Alanları
Skoll vakfı’nın aşağıdaki konulara odaklanması dünyanın pek çok önemli sorununun zengin ve yoksul arasındaki eşitsizlikle daha da kötüleştiği inancından kaynaklanmaktadır. Sosyal girişimciler bu eşitsizliği sistematik düzeyde vurgulayan çözümler sağlar.
Aşağıdaki liste bir kılavuzdur ancak tam olarak kapsamlı değildir:
• Ekonomik ve Sosyal Adalet
• Çevresel Sürdürülebilirlik
• Sağlık
• Kurumsal Sorumluluk
• Barış ve Güvenlik
• Hoşgörü, Adalet ve İnsan Hakları
Bütçe Kılavuzu
Sosyal Girişimcilik Skoll Ödülleri’nin uygunluk açısından mutlak bir bütçe eşiği olmamasına rağmen, özellikle gelişmiş ülkelerde etkinlikleri olan yıllık gelirleri 2.5 milyon doların altında bulunan kuruluşlar ve gelişmekte olan ülkelerde etkinlikleri olan yıllık gelirleri 1 milyon doların altındaki kuruluşlar genellikle seçim sürecinde dezavantajlı konumdadır. Seçim süreci, kuruluşları etkiyi önemli ölçüde yayabilme ve / veya çözümlerin ölçeğini büyütebilme kapasitelerine göre önceliklendirir ve bu bütçe eşikleri içerisindeki kuruluşları tercih eder.
Yasal Yapılar
Bir Skoll Ödülü’ne hak kazanmak için kuruluşun tüzel kişilik olması gerekir. 501(c)(3)kamu yararına yardım kuruluşu statüsü olmayan diğer ülkelerdekiler de dahil kuruluşlardan uygun zamanlarda gerekli başka belgeleri sunmaları istenecektir. Lütfen internet üzerinden yaptığınız başvuruda ek bilgiler sunmayınız.
Genellikle, Sosyal Girişimcilik Skoll Ödülleri aşağıdakileri desteklememektedir:
• Burs veya başka mali destekler alan bireyler
• Özellikle mezhebe dayalı dini veya ideolojik doktrinleri destekleyen programlar
• Lobicilik (yardım kuruluşları için yasanın izin verdiklerinin dışında)
• Film finansmanı
• Teberrular, nakit ihtiyatları veya zarar azaltımı
• Hükümet kurumları
• Üniversite esaslı projeler
• Devlet okulları ve eğitim bölgeleri
• Arazi, mülk edinimi ve tesis inşaati
• Politika veya uygulama açısından ırk, inanç, yaş, toplumsal cinsiyet veya cinsel tercih ayırımcılığı yapan kurumlar
• Diğer kuruluş veya bireylere hibe verilmesi
• Etkinlik sponsorluğu
• Siyasi kampanyalar
• Yeni veya erken aşamada iş planları veya fikirleri
• Misyonu veya işi tek bir ile, belediye veya eyalete odaklanan kuruluşlar
• Ana kuruluşların mahalli büroları veya kuruluşlar içinde belirli programlar
Uygunluk Testi Uygunluk testini almak için tıklayınız(yeni bir pencere açılacaktır). (http://www.skollfoundation.org/about/skoll-awards/#criteria)
TACSO TURKEY
info.turkey@tacso.org
This project is funded by the European Union.
13 Ocak 2012 Cuma
300 Çalışan Toplu İntihara Kalkıştı
Çin'de Xbox üretilen fabrikadaki 300 kişi kötü çalışma koşulları nedeniyle intihara teşebbüs etti.
Doğu Çin’deki Wuhan’da yer alan Foxconn fabrikasının 300 çalışanı yönetimden maaşlarına zam istedi ancak olumsuz cevap aldı. Çalışanlardan işlerini bırakarak tazminat almaları ya da işlerine zam almadan devam etmeleri istendi.
Want China Times’ın verdiği bilgilere göre, bunun üzerine fabrikada çalışan işçilerin çoğu ayrılmayı ve tazminatlarını almayı talep etti. Ancak bu kez de yönetim çalışanların tazminatlarını vermek istemedi.
Alınan cevap işçilerin sabrını taşırınca fabrikanın çatısına çıkarak söz verilen tazminatın ödenmemesi durumunda atlayacakları söyleyen 300 işçi güçlükle aşağıya indirildi.
Net olarak işçiler ile yönetim arasında anlaşma sağlanıp sağlanmadığı konusunda bir bilgi bulunmuyor.
Dünyanın en büyük elektronik üreticisi Tayvan merkezli Foxconn daha önce de benzer haberlerle gündeme gelmişti. Geçtiğimiz yıl Mayıs ayında yaşanan patlama sonucunda üç işçi hayatını kaybetmiş, 2010’nun ilk beş ayında 16 işçi çatıdan atlayarak intihar etmişti.
Kaynak: NTVMSNBC
Doğu Çin’deki Wuhan’da yer alan Foxconn fabrikasının 300 çalışanı yönetimden maaşlarına zam istedi ancak olumsuz cevap aldı. Çalışanlardan işlerini bırakarak tazminat almaları ya da işlerine zam almadan devam etmeleri istendi.
Want China Times’ın verdiği bilgilere göre, bunun üzerine fabrikada çalışan işçilerin çoğu ayrılmayı ve tazminatlarını almayı talep etti. Ancak bu kez de yönetim çalışanların tazminatlarını vermek istemedi.
Alınan cevap işçilerin sabrını taşırınca fabrikanın çatısına çıkarak söz verilen tazminatın ödenmemesi durumunda atlayacakları söyleyen 300 işçi güçlükle aşağıya indirildi.
Net olarak işçiler ile yönetim arasında anlaşma sağlanıp sağlanmadığı konusunda bir bilgi bulunmuyor.
Dünyanın en büyük elektronik üreticisi Tayvan merkezli Foxconn daha önce de benzer haberlerle gündeme gelmişti. Geçtiğimiz yıl Mayıs ayında yaşanan patlama sonucunda üç işçi hayatını kaybetmiş, 2010’nun ilk beş ayında 16 işçi çatıdan atlayarak intihar etmişti.
Kaynak: NTVMSNBC
12 Ocak 2012 Perşembe
Yeşim Tekstil Sürdürülebilir İplik Kullanacak
Yeşim Tekstil Kipaş ile BCI sertifikalı ürünlerle ilgili stratejik ortaklık anlaşması imzaladı. Yeşim Tekstil bu anlaşma ile Better Cotton (BCI) sertifikalı ürünleri Kipaş’tan satın alarak doğaya dost üretimi ve sürdürülebilirliği destekleyecek. Yeşim Tekstil, doğaya dost ve sürdürülebilir şartlarda üretilen BCI sertifikalı pamuktan yapılan iplikler satın almak için Kipaş ile stratejik ortaklık antlaşması imzaladı.
Yeşim Tekstil, anlaşma kapsamında, müşterilerinin taleplerine cevap verirken ürettiği kumaşlarda daha fazla BCI sertifikalı pamuktan yapılan iplikler kullanacak.Dünyada yeni ürün vermeye başlayan ve Türkiye’de de yeni yeni gündeme gelen ‘Better Cotton’ uygulaması için Kipaş, Kahramanmaraş’ta belirlediği pilot bölgelerde pamuk yetiştirmeye başladı. 6 ay içinde ürün vermesi beklenen Better Cotton standartlarında üretilmiş pamuklar sürekli alıcı bulacağı için mevcut pamuk üretimine alternatif olarak da görülüyor. Yerli pamuk üreticilerinin primler nedeniyle zorluk yaşadığı ve pamuk alıcılarının ithalat yapmak zorunda kaldığı son yıllarda, pamuk üreticisi ve alıcının yüzünü güldürecek alternatif bir yöntem olmasıyla da Better Cotton uygulaması dikkat çekiyor.
"ÇEVRE KONUSUNA VE SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK ÇALIŞMALARINA BÜYÜK ÖNEM VERİYORUZ"
Yeşim Tekstil Ceo’su Şenol Şankaya globalleşen dünyada güçlü ve büyük firmaların işbirliği yapmasının taraflara avantaj sağladığını belirterek, stratejik olarak birlikte hareket etmenin birçok açıdan her iki tarafa da olumlu getirileri olduğunu vurguladı. Uzun yıllardır Kipaş’la çalıştıklarını ve bu işbirliğini çevreye dost üretim ve sürdürülebilirlikle daha da etkinleştirmeyi hedeflediklerini ifade eden Şankaya, "Yeşim Tekstil olarak çevre konusuna ve sürdürülebilirlik çalışmalarına büyük önem veriyoruz." dedi.
Şankaya sözlerine söyle devam etti: "Üretirken doğaya zarar vermemek, doğaya dost üretim yapmak ve yapılan tüm bu çalışmaların sürdürülebilir olması hem bizim hem de dünyaca ünlü müşterilerimizin öncelikleri arasında yer alıyor. Bu yüzden yaptığımız bu stratejik antlaşma ile daha fazla BCI sertifikalı pamuktan yapılan iplikleri kullanmayı ve müşterilerimizi de bu konuda yönlendirmeyi taahhüt ediyoruz." Yeşim’in çevre ve sürdürülebilirlikle ilgili konulardaki çalışmalarını uzun yıllardır takip ettiklerini ve bu konuda lider olan bir firma ile Better Cotton (BCI) sertifikalı ürünlerle ilgili stratejik işbirliği yapmaktan büyük mutluluk duyduklarını belirten Kipaş Holding Yönetim Kurulu Başkanı M. Hanefi Öksüz konuyla ilgili şunları söyledi:
“Son dönemlerde Yeşim Tekstil başta olmak üzere müşterilerimizin bir çoğundan Better Cotton (BCI) sertifikalı ürünlerle ilgili bir talep gelmeye başladı. Hem bu talepleri karşılayabilmek hem de Hindistan, Brezilya ve Pakistan’a bağımlı olmadan doğaya dost üretim yapabilmek için bu uygulamayı başlatmaya karar verdik. İlk etapta Kahramanmaraş’ta belirlediğimiz pilot bölgelerde BCI kriterlerine göre pamuk üretimi gerçekleştirdik.”BCI’nin Türkiye’de operasyon birimi kurmasına paralel olarak üretilen pamuklara da BCI sertifikası alınacağını dile getiren Öksüz, "Şu an BCI’nin Türkiye’de operasyona başlaması için Ulusal Pamuk Konseyi (NCC) önderliğinde çalışmalarımız devam ediyor. İçinde yer aldığımız bu sistem çalışanların iyi koşullarda çalışması, çocukların çalışmaması gibi iyileştirmeleri de beraberinde getiriyor. Her yıl daha az kimyasal ve daha az su kullanılması gibi şartlar var. Bu da maliyetleri düşürme avantajı yaratıyor. Bu sistemde çiftçinin yıllık değerlendirme toplantılarına katılması ve bu toplantılarda her ülkenin özel koşullarına göre yeni yöntemler geliştirmesi de üreticilerden bekleniyor." dedi.
BETTER COTTON INİTİATİVE (BCI) PROGRAMI NEDİR?
Dünya çapında milyonlarca çiftçinin daha sağlıklı koşullarda pamuk üretmesini sağlamak için oluşturulmuş gönüllü bir program. Sektörün geleceğini garanti altına almak için 2005’te “Better Cotton Initiative” (BCI) adlı İsveç kökenli ticari amaç gütmeyen bir konsey kuruldu. Konsey, pamuk tedarik zinciri ve ilgili paydaşlarla işbirliği yaparak küresel pamuk üretimini çevresel, sosyal ve ekonomik anlamda sürdürülebilir kılmayı ve uzun vadede bu üretim kalitesini tüm dünyaya yaymayı kendine ilke edindi. Aynı zamanda küçük ve büyük pamuk çiftçileri için sosyal ve ekonomik faydaları iyileştirmeye çalışıyor. Bu girişim bölgesel koşullara bağlı olarak pamuk üretimiyle ilgili oldukça fazla konuyu gündeme getirerek pamuk üretiminin önemli negatif etkilerine işaret etmeyi hedefliyor. Devamlı iyileştirme eylemlerinin daha fazla alana yayılması için belli bölgelerde mücadele ediyor. Bölgelere özgü strateji ve araçlarla uygulanan küresel prensipleri ve kriterleri oluşturmak BCI organizasyonunun yaklaşımını oluşturuyor. BCI uygulama stratejilerinin etkisini ölçmek için de bölgesel tabanlı göstergelerin kullanılması hedefleniyor. CİHAN
Yeşim Tekstil, anlaşma kapsamında, müşterilerinin taleplerine cevap verirken ürettiği kumaşlarda daha fazla BCI sertifikalı pamuktan yapılan iplikler kullanacak.Dünyada yeni ürün vermeye başlayan ve Türkiye’de de yeni yeni gündeme gelen ‘Better Cotton’ uygulaması için Kipaş, Kahramanmaraş’ta belirlediği pilot bölgelerde pamuk yetiştirmeye başladı. 6 ay içinde ürün vermesi beklenen Better Cotton standartlarında üretilmiş pamuklar sürekli alıcı bulacağı için mevcut pamuk üretimine alternatif olarak da görülüyor. Yerli pamuk üreticilerinin primler nedeniyle zorluk yaşadığı ve pamuk alıcılarının ithalat yapmak zorunda kaldığı son yıllarda, pamuk üreticisi ve alıcının yüzünü güldürecek alternatif bir yöntem olmasıyla da Better Cotton uygulaması dikkat çekiyor.
"ÇEVRE KONUSUNA VE SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK ÇALIŞMALARINA BÜYÜK ÖNEM VERİYORUZ"
Yeşim Tekstil Ceo’su Şenol Şankaya globalleşen dünyada güçlü ve büyük firmaların işbirliği yapmasının taraflara avantaj sağladığını belirterek, stratejik olarak birlikte hareket etmenin birçok açıdan her iki tarafa da olumlu getirileri olduğunu vurguladı. Uzun yıllardır Kipaş’la çalıştıklarını ve bu işbirliğini çevreye dost üretim ve sürdürülebilirlikle daha da etkinleştirmeyi hedeflediklerini ifade eden Şankaya, "Yeşim Tekstil olarak çevre konusuna ve sürdürülebilirlik çalışmalarına büyük önem veriyoruz." dedi.
Şankaya sözlerine söyle devam etti: "Üretirken doğaya zarar vermemek, doğaya dost üretim yapmak ve yapılan tüm bu çalışmaların sürdürülebilir olması hem bizim hem de dünyaca ünlü müşterilerimizin öncelikleri arasında yer alıyor. Bu yüzden yaptığımız bu stratejik antlaşma ile daha fazla BCI sertifikalı pamuktan yapılan iplikleri kullanmayı ve müşterilerimizi de bu konuda yönlendirmeyi taahhüt ediyoruz." Yeşim’in çevre ve sürdürülebilirlikle ilgili konulardaki çalışmalarını uzun yıllardır takip ettiklerini ve bu konuda lider olan bir firma ile Better Cotton (BCI) sertifikalı ürünlerle ilgili stratejik işbirliği yapmaktan büyük mutluluk duyduklarını belirten Kipaş Holding Yönetim Kurulu Başkanı M. Hanefi Öksüz konuyla ilgili şunları söyledi:
“Son dönemlerde Yeşim Tekstil başta olmak üzere müşterilerimizin bir çoğundan Better Cotton (BCI) sertifikalı ürünlerle ilgili bir talep gelmeye başladı. Hem bu talepleri karşılayabilmek hem de Hindistan, Brezilya ve Pakistan’a bağımlı olmadan doğaya dost üretim yapabilmek için bu uygulamayı başlatmaya karar verdik. İlk etapta Kahramanmaraş’ta belirlediğimiz pilot bölgelerde BCI kriterlerine göre pamuk üretimi gerçekleştirdik.”BCI’nin Türkiye’de operasyon birimi kurmasına paralel olarak üretilen pamuklara da BCI sertifikası alınacağını dile getiren Öksüz, "Şu an BCI’nin Türkiye’de operasyona başlaması için Ulusal Pamuk Konseyi (NCC) önderliğinde çalışmalarımız devam ediyor. İçinde yer aldığımız bu sistem çalışanların iyi koşullarda çalışması, çocukların çalışmaması gibi iyileştirmeleri de beraberinde getiriyor. Her yıl daha az kimyasal ve daha az su kullanılması gibi şartlar var. Bu da maliyetleri düşürme avantajı yaratıyor. Bu sistemde çiftçinin yıllık değerlendirme toplantılarına katılması ve bu toplantılarda her ülkenin özel koşullarına göre yeni yöntemler geliştirmesi de üreticilerden bekleniyor." dedi.
BETTER COTTON INİTİATİVE (BCI) PROGRAMI NEDİR?
Dünya çapında milyonlarca çiftçinin daha sağlıklı koşullarda pamuk üretmesini sağlamak için oluşturulmuş gönüllü bir program. Sektörün geleceğini garanti altına almak için 2005’te “Better Cotton Initiative” (BCI) adlı İsveç kökenli ticari amaç gütmeyen bir konsey kuruldu. Konsey, pamuk tedarik zinciri ve ilgili paydaşlarla işbirliği yaparak küresel pamuk üretimini çevresel, sosyal ve ekonomik anlamda sürdürülebilir kılmayı ve uzun vadede bu üretim kalitesini tüm dünyaya yaymayı kendine ilke edindi. Aynı zamanda küçük ve büyük pamuk çiftçileri için sosyal ve ekonomik faydaları iyileştirmeye çalışıyor. Bu girişim bölgesel koşullara bağlı olarak pamuk üretimiyle ilgili oldukça fazla konuyu gündeme getirerek pamuk üretiminin önemli negatif etkilerine işaret etmeyi hedefliyor. Devamlı iyileştirme eylemlerinin daha fazla alana yayılması için belli bölgelerde mücadele ediyor. Bölgelere özgü strateji ve araçlarla uygulanan küresel prensipleri ve kriterleri oluşturmak BCI organizasyonunun yaklaşımını oluşturuyor. BCI uygulama stratejilerinin etkisini ölçmek için de bölgesel tabanlı göstergelerin kullanılması hedefleniyor. CİHAN
7 Ocak 2012 Cumartesi
Valley Resort & Spa Dünyanın İlk Akredite Karbon Nötr İlk Oteli Oldu
Dünyanın ilk uluslararası akredite karbon-nötr oteli olan Wolgan Valley Resort & Spa, çevreyi koruma konusundaki istikarlı ve öncü çalışmalarıyla, 2011 World Savers (Dünyayı kurtaranlar) Ödülü'nü almaya hak kazandı.
Condé Nast Traveler dergisinin bu yıl beşinci kez verdiği World Savers Ödülleri, seyahat şirketlerinin dünya çapında gerçekleştirdikleri sosyal sorumluluk çalışmalarını ödüllendiriyor. Ödüller, titiz değerlendirme süreci, doğal hayatı koruma, yoksulluğun azaltılması, çevreyi ve kültürü koruma, eğitim ve sağlık girişimleri olmak üzere 6 kategoride veriliyor.
Wolgan Valley Resort & Spa Genel Müdürü Joost Heymeijer, "Açılışımızdan sonraki ikinci yılımızda doğal hayatı koruma konusundaki azmimizin küresel ölçekte bir ödüle daha layık görülmesi bizi çok mutlu etti. Tesisimiz kuruluşundan bu yana Avustralya'nın doğal ortamına tamamen uyum sağlaması ve nesli tükenmekte olan türlerin korunması felsefesi ile hareket etti" şeklinde konuştu.
Konukların, çevreye ve topluma karşı sorumluluğu yerine getirme konusundaki çabaları hemen fark ettiklerini belirten Heymeijer; "Tabii ki aynı zamanda Emirates'in sunduğu birinci sınıf lüks ve eşsiz deneyimden ödün verilmemesini de takdir ediyorlar. Avustralya'da ve dünya çapında doğanın korunmasına katkıda bulunan meslektaşlarımızın sosyal sorumluluk alanındaki çalışmalarını artırmalarını tavsiye ediyoruz. Tüm bu çabalarla, sektörün büyümesini ve gelişmesini sağlarken, doğal güzelliklerin korunmasına katkıda bulunmaya devam etmeyi umuyoruz" dedi.
Sürdürülebilir ekolojik tasarımla doğa dostu tesis
Sidney'den muhteşem bir manzara eşliğinde üç saatlik bir yolculuğun ardından ulaşılan Wolgan Valley Resort & Spa, Avustralya'nın en önemli iki milli parkının ortasında ve Mavi Dağlar Dünya Miras Alanı'nın hemen yanında yer alıyor. Resort, Emirates'e ait 1600 hektarlık arazinin sadece yüzde ikisini kaplıyor ve gelir düzeyi yüksek gezginlerin beklentilerini karşılamakla birlikte daha geniş bir alanda sosyal, ekolojik ve çevresel sürdürülebilirlik sağlanmaya çalışılıyor.
Wolgan Valley, bulunduğu doğal ortama uygun, ekolojik tasarımıyla konuklarının ve doğa düşkünlerinin ilgisini çekiyor. Şu ana kadar Wolgan Valley'deki yaban hayatı koridorlarına ve nehir kenarlarına 175 binin üzerinde yerli ağaç dikildi. Tesiste, yağmur suyunun toplanması, atık suların geri dönüştürülmesi, elektrik tüketimini azaltma amacıyla ısı değişim teknolojisi ve tüm sıcak su sistemlerinde güneş panelleri kullanılması gibi Ekolojik Açıdan Sürdürülebilir Tasarım prensipleri ve kaynakları koruma teknolojilerini kullanılıyor.
Kaynak: www.sondakika.com
Condé Nast Traveler dergisinin bu yıl beşinci kez verdiği World Savers Ödülleri, seyahat şirketlerinin dünya çapında gerçekleştirdikleri sosyal sorumluluk çalışmalarını ödüllendiriyor. Ödüller, titiz değerlendirme süreci, doğal hayatı koruma, yoksulluğun azaltılması, çevreyi ve kültürü koruma, eğitim ve sağlık girişimleri olmak üzere 6 kategoride veriliyor.
Wolgan Valley Resort & Spa Genel Müdürü Joost Heymeijer, "Açılışımızdan sonraki ikinci yılımızda doğal hayatı koruma konusundaki azmimizin küresel ölçekte bir ödüle daha layık görülmesi bizi çok mutlu etti. Tesisimiz kuruluşundan bu yana Avustralya'nın doğal ortamına tamamen uyum sağlaması ve nesli tükenmekte olan türlerin korunması felsefesi ile hareket etti" şeklinde konuştu.
Konukların, çevreye ve topluma karşı sorumluluğu yerine getirme konusundaki çabaları hemen fark ettiklerini belirten Heymeijer; "Tabii ki aynı zamanda Emirates'in sunduğu birinci sınıf lüks ve eşsiz deneyimden ödün verilmemesini de takdir ediyorlar. Avustralya'da ve dünya çapında doğanın korunmasına katkıda bulunan meslektaşlarımızın sosyal sorumluluk alanındaki çalışmalarını artırmalarını tavsiye ediyoruz. Tüm bu çabalarla, sektörün büyümesini ve gelişmesini sağlarken, doğal güzelliklerin korunmasına katkıda bulunmaya devam etmeyi umuyoruz" dedi.
Sürdürülebilir ekolojik tasarımla doğa dostu tesis
Sidney'den muhteşem bir manzara eşliğinde üç saatlik bir yolculuğun ardından ulaşılan Wolgan Valley Resort & Spa, Avustralya'nın en önemli iki milli parkının ortasında ve Mavi Dağlar Dünya Miras Alanı'nın hemen yanında yer alıyor. Resort, Emirates'e ait 1600 hektarlık arazinin sadece yüzde ikisini kaplıyor ve gelir düzeyi yüksek gezginlerin beklentilerini karşılamakla birlikte daha geniş bir alanda sosyal, ekolojik ve çevresel sürdürülebilirlik sağlanmaya çalışılıyor.
Wolgan Valley, bulunduğu doğal ortama uygun, ekolojik tasarımıyla konuklarının ve doğa düşkünlerinin ilgisini çekiyor. Şu ana kadar Wolgan Valley'deki yaban hayatı koridorlarına ve nehir kenarlarına 175 binin üzerinde yerli ağaç dikildi. Tesiste, yağmur suyunun toplanması, atık suların geri dönüştürülmesi, elektrik tüketimini azaltma amacıyla ısı değişim teknolojisi ve tüm sıcak su sistemlerinde güneş panelleri kullanılması gibi Ekolojik Açıdan Sürdürülebilir Tasarım prensipleri ve kaynakları koruma teknolojilerini kullanılıyor.
Kaynak: www.sondakika.com
5 Ocak 2012 Perşembe
Kadıköy Belediyesi Karbon Salınımını Ölçtü
Kadıköy Belediyesi, çevre korunması için önemli bir adım daha atarak, atmosferde birikerek iklim değişikliğine ve çevre kirliliğine yol açan sera gazlarını gözlem altına aldı. Belediye, hizmet binalarının elektrik ve doğalgaz kullanımları ile belediye araçlarının yakıt tüketiminden kaynaklanan karbondioksit salımlarını ölçerek, bu miktarın azaltılması iklim dostu adımlar atarak tedbirler aldı. Belediye aynı ölçümü Kadıköy ilçesi içinde yapma hazırlığına başladı.
Türkiye de ilk kez bir ilçe belediyesi, atmosfere saldığı sera gazının ölçümünü bilimsel çalışmalarla ortaya koydu. Kadıköy belediyesi, Bölgesel Çevre Merkezi (Rec) Türkiye Ofisi işbirliğiyle kurumsal düzeyde sera gazı salım envanter hesaplamasını tamamladı. Kadıköy ilçesinin atmosfere saldığı sera gazının azaltılması çalışmalarına alt yapı oluşturacak bu çalışmalar, Bölgesel Çevre Merkezi’nin desteğiyle Kadıköy Belediyesine ait 77 binanın doğalgaz ve elektrik tüketimleri, 36 parka ait elektrik tüketimi, 173 aracın yakıt tüketim miktarı ve diğer kullanılan malzeme miktarları tespit edilerek, atmosfere salınan karbondioksit salımlarının 2010 yılında 12 bin 817 ton eşdeğerinde olduğu belirlendi. Belediye bu çalışmadan sonra hizmet binaları, araçlar ve parklarda enerji tüketimini azaltmak, verimliliği artırmak için çevre dostu aydınlatma gereçleri, temiz enerji kullanımı ve enerji tasarrufu gibi bir dizi önlem aldı.
Kentin hava kalitesinin iyileştirilmesi, küresel ısınmaya olan katkısının azaltılması için alt yapı oluşturan bu çalışmalardan sonra Kadıköy’ün ilçe ölçeğinde karbon salım envanterinin ölçülmesi çalışması ve sonrasında da ilçe bazında yapılacak çalışmalarla Kadıköy’den atmosfere karbon salınımının azaltılması projeleri hazırlanacak.
BAŞKAN ÖZTÜRK “Atmosferin korunmasında Kadıköy’den de katkı sunacağız”
Kadıköylülerin çevre korunmasında duyarlılıklarını 2010 yılında plastik torba kullanımının yasaklanmasında, yasağa uyarak önemli bir katkı sunarak ortaya koyduklarını kaydeden Kadıköy Belediye Başkanı Selami Öztürk, sera gazlarının ölçülmesi için Belediyenin attığı önemli çevre adımına da destek sunacaklarına inandığını belirtti. Başkan Öztürk şunları söyledi:
“Belediye olarak kent ölçeğinde iklim değişikliğine neden olan sera gazlarının atmosfere salınan miktarını azaltmak için önemli adımlar atarak binalarımızda ölçüm yaptık ve sonrasında bu miktarı azaltmak için enerji verimliliğini arttıracak çalışmalar yaptık. Dünya için belki çok küçük bir damla ama bu damlalar birleştiğinde selleri meydana getiriyor. Aynı çalışmayı ilçe bazında yaparak Kadıköylülerin desteğiyle daha büyük adımlar atmak atmosferimizin korunmasında destek sunmak istiyoruz. Bu çalışmamızın da plastik torbanın yasaklanması gibi çevreye önemli bir katkı sağlayacağını ve diğer yerel yönetimlere örnek olacağına inanıyoruz.”
www.surdurulebilirgundem.org
Türkiye de ilk kez bir ilçe belediyesi, atmosfere saldığı sera gazının ölçümünü bilimsel çalışmalarla ortaya koydu. Kadıköy belediyesi, Bölgesel Çevre Merkezi (Rec) Türkiye Ofisi işbirliğiyle kurumsal düzeyde sera gazı salım envanter hesaplamasını tamamladı. Kadıköy ilçesinin atmosfere saldığı sera gazının azaltılması çalışmalarına alt yapı oluşturacak bu çalışmalar, Bölgesel Çevre Merkezi’nin desteğiyle Kadıköy Belediyesine ait 77 binanın doğalgaz ve elektrik tüketimleri, 36 parka ait elektrik tüketimi, 173 aracın yakıt tüketim miktarı ve diğer kullanılan malzeme miktarları tespit edilerek, atmosfere salınan karbondioksit salımlarının 2010 yılında 12 bin 817 ton eşdeğerinde olduğu belirlendi. Belediye bu çalışmadan sonra hizmet binaları, araçlar ve parklarda enerji tüketimini azaltmak, verimliliği artırmak için çevre dostu aydınlatma gereçleri, temiz enerji kullanımı ve enerji tasarrufu gibi bir dizi önlem aldı.
Kentin hava kalitesinin iyileştirilmesi, küresel ısınmaya olan katkısının azaltılması için alt yapı oluşturan bu çalışmalardan sonra Kadıköy’ün ilçe ölçeğinde karbon salım envanterinin ölçülmesi çalışması ve sonrasında da ilçe bazında yapılacak çalışmalarla Kadıköy’den atmosfere karbon salınımının azaltılması projeleri hazırlanacak.
BAŞKAN ÖZTÜRK “Atmosferin korunmasında Kadıköy’den de katkı sunacağız”
Kadıköylülerin çevre korunmasında duyarlılıklarını 2010 yılında plastik torba kullanımının yasaklanmasında, yasağa uyarak önemli bir katkı sunarak ortaya koyduklarını kaydeden Kadıköy Belediye Başkanı Selami Öztürk, sera gazlarının ölçülmesi için Belediyenin attığı önemli çevre adımına da destek sunacaklarına inandığını belirtti. Başkan Öztürk şunları söyledi:
“Belediye olarak kent ölçeğinde iklim değişikliğine neden olan sera gazlarının atmosfere salınan miktarını azaltmak için önemli adımlar atarak binalarımızda ölçüm yaptık ve sonrasında bu miktarı azaltmak için enerji verimliliğini arttıracak çalışmalar yaptık. Dünya için belki çok küçük bir damla ama bu damlalar birleştiğinde selleri meydana getiriyor. Aynı çalışmayı ilçe bazında yaparak Kadıköylülerin desteğiyle daha büyük adımlar atmak atmosferimizin korunmasında destek sunmak istiyoruz. Bu çalışmamızın da plastik torbanın yasaklanması gibi çevreye önemli bir katkı sağlayacağını ve diğer yerel yönetimlere örnek olacağına inanıyoruz.”
www.surdurulebilirgundem.org
3 Ocak 2012 Salı
150 Yıl Öncesinden İklim Araştırmaları
Yüz elli yıl önce yaşamış olan ünlü Amerikan düşünür ve yazarı Henry David Thoreau tuttuğu günlüklerle bugünün iklim değişikliği çalışmalarına çok değerli bilgi sağlar durumdadır. Aynı zamanda bir doğa bilimci olan Thoreau, yazılarında gününün doğal çevresini bilimsel bir biçimde titizlikle kaydedince, iki kitabı ve günlükleri iklim değişiklikleri araştırmalarında paha biçilmez veri kaynağı olmuştur.
Boston Üniversitesi'nin (BU) web sayfası 14-18 Kasım, 2011 tarihli haftalık haberleri arasında iklim değişikliğini (4) inceleyen ilginç bir proje duyurmuştur. Bu proje, “Watching Climate Change from the Ground and the Heavens: College of Art and Science -CAS profs. get an assist from Thoreau” (Yerden ve Göklerden İklim Değişikliklerinin Gözlenmesi: Fen Edebiyat Fakültesi profesörleri Thoreau’dan yardım almaktadırlar) başlığı ile verilmiştir.
Projede, 150 yıl önce Thoreau tarafından yapılan iklim değişikliği çalışmaları kayıtları, güncel yersel çalışmalardan elde edilen ölçümler ve Uzaktan Algılama yer gözlem uydu verileri birlikte değerlendirilerek, günümüz iklim değişikliği araştırılmıştır. Uzaydan ve yerden yapılan gözlemler paylaşılarak, iklim değişikliğinin ve etkilerinin daha net bir şekilde anlaşılması hedeflenmiştir.
Boston Üniversitesi (BU) biyoloji profesörlerinden Richard Primack, 2001 de kitabını yazarken iklim değişikliklerini en iyi anlatabileceği örneklerin az ve kolay ulaşılabilir olmadığı sorununu yaşamıştı. Bunu, kutuplar, kutup ayıları, buzullar, İsviçre Alpleri vb. gibi ulaşılması kolay olmayan örneklerle anlatmış, daha yerel ve herkesin kişisel olarak görebileceği örnekler göstermekte zorluk çekmişti. Bugün herkesin daha rahatça anlayabileceği bu türden örnekleri çoğaltmak çok daha kolay olmaktadır.
Prof. Primack bu arada, BU felsefe mezunu bir öğrencisinden duyduğu 150 yıl öncesinde yaşamış ve NEW ENGLAND’da iklim değişikliğinin etkileri çalışmalarına öncülük etmiş olan Henry David Thoreau’nun çalışmalarının etkisinde kalmaya başlamıştır. Thoreau’nun 150 yıl önce doğadaki değişiklikleri gözlemlemek üzere sürdürdüğü, ‘Bahar mevsiminde bitkilerin yapraklanma, tomurcuklanma başlangıç ve gelişim zamanları’ çalışmalarında, ilgili gözlemlerini günümüzdeki kadar ayrıntılı, tarihlere dikkat ederek kaydetmiş ve 1800 yıllarına giden resimler çekmişti.
Primack çalışmalarında, 150 yıl önce yaşamış Thoreau’nun bu kayıtlarını, küresel ısınmanın bir barometresi gibi kullanarak yapraklanmanın, tomurcuklanmanın bugün daha mı geç, daha mı erken geldiğini araştırmak istemiş. Primack kendi yersel çalışmalarını doğrulamak için de Uzaktan Algılama uzmanlarının katılımı ile bir proje ekibi oluşturmuştur. Bitkilerin yeşerme, tomurcuklanma zamanlarına ait yersel ölçümler, uydu verilerinden oluşturulan bitki görüntüleri ile karşılaştırılmıştır. Primack Uzaktan Algılama verileri için, “Yersel çalışmaları doğrulamak için 438 mil (700km) yukarıda bir yörüngede dönen ve yeryüzüne bakarak veri toplayan NASA uyduları kullanılmıştır” demektedir.
Uzaktan Algılama uzmanları, BU Coğrafya ve Çevre bölümünden Prof. Schaaf ve BU Biyo-Kimya bölümünden Prof. Polgar, projede NASA’nın Terra ve Aqua uydu verilerinin kullanıldığını belirtmektedirler (2). Çalışmalarında, uyduların ikisinde de bulunan MODIS (Moderate Resolution Imaging Spectroradiometer) algılayıcısının (3) teknik kalitesi iyi, atmosferik düzeltmeden geçirilmiş verilerini kullanmışlardır. Schaaf yüksek kaliteli bu verilerden, Bahar mevsiminde Concord Massachusetts bölgesi alanında, bitkilerin büyüme başlangıcını ve fotosentezinin başlama görüntülerini hazırladıklarını söylemektedir (Şekil-1).
Şekil-1: Prof. Dr. Richard Primack iklim değişikliğini, Henry David
Thoreau’nun notları ve uydu haritaları ile ölçmektedir (4).
Bu işbirliği çerçevesinde, uydudan elde edilen verilerle yerden yapılan ölçümlerin karşılaştırılıp değerlendirilmesi, hedefledikleri olumlu sonuçları elde etmelerini sağlamıştır. Hem uzaktan algılama görüntüleri ile çalışan Crystal Schaaf, ve hem de yerden ölçüm yapan Primack, yeşillenme zamanının, Thoreau’nun zamanına göre daha erken olduğunu görmüşlerdir. Her iki bilimci de 1800lerin resimlerine, üzerindeki tarihleri inceleyerek baktıklarında, o zamanların baharının bugüne göre daha geç geldiğini saptamışlardır.
Primack ile çalışan lisansüstü öğrencisi Caroline Polgar, ortalama 17 günlük daha erken geldiğinin kesin olduğunu söylemektedir. Öğrenci bu erken gelmeye, iklim değişikliğine ilaveten, şehrin fırın etkisinin de neden olduğunu belirtmektedir. Binaların ve yolların soğurduğu ısılar ve yollardaki yoğun araba trafiği, Boston şehrinin içinde bir fırın etkisi yapmaktadır. Primak da bu sonucun nedeninin, yaklaşık 1/3 iklim değişikliği, 2/3 şehirleşmede olarak bulmaktadır.
Primak, belli bitki türlerinin bu iklim değişikliğine cevap veremeyeceği için, neslinin tükenip yok olacağını belirtmektedir. Artan hava sıcaklıkları, sulak alanları kurutmaktadır. Bu durum daha fazla su bağımlısı bitkileri yaşayamaz kılacağı için bitki türleri de değişmektedir. Örneğin, Thoreau zamanında ortama uyum sağlamış 21 farklı orkide varken, şimdi ancak 7 tanesinin kaldığı söylenmektedir. Primak bu azalmanın nasıl oluştuğunu gözlediklerini ve bu konuda ne yapılması gerektiğini araştırdıklarını belirtmektedir.
Schaaf, bırakın uyduyu, otomobilin bile olmadığı zamanlardan Thoreau’nun kayıtları ile çalışmanın çok heyecanlı olduğunu söylemektedir. O ve öğrencileri de dünyamızın ısınma eğiliminin, ağaçların ve bitkilerin atmosferden karbon dioksit soğurma yeteneklerini nasıl değiştirdiğini sayısız durumları belirleyerek araştırmışlardır. Ayrıca Thoreau araştırmacı doğası gereği, tuttuğu günlüğünde 1850 yıllarında sıcaklık ölçümleri ile bitkilerin yapraklanma ve tomurcuklanma zamanlarının yanı sıra, göçmen kuşların biçimlerinden, yaşam döngülerine kadar çok değişik kayıtları da tutmuştur. Yapraklanma zamanları ile bahar kuşlarının Concord bölgesine dönmedeki ilişkisi, Thoreau’nun günlük notlarından çıkan başka bir paha biçilemez miras olduğunu Primack çok öncelerden fark etmişti.
Çalışmalarla gelinen sonuçlara göre, hiç şüphesiz, Concord’daki günümüz çocukları değişik türdeki yaban çiçeklerini, kelebekleri ve kuşları, Thoreau’nın doğa yürüyüşleri yaptığı zamanki kadar zenginlikte görememektedirler.
Proje çalışması çerçevesinde verilen mesaj şöyledir:
Araştırmalara göre; “Durum öyle bir noktaya ulaşılacaktır ki, eğer sıcaklığı gittikçe artan, gittikçe ısınan bir gezegenin kontrolsüz bırakılması sürerse, gezegenin ekosistemi çökmeye başlayacak, gezegende yeterli ağaç kalmayacak, yeterli kuş ve böcek olmayacaktır. Böyle bir ortamda, yeteri kadar karbon dioksit soğurulamayacak, Dünya gittikçe ısınacak, yeteri kadar sel ve taşkın sularını engellenemeyecek ve yeterli toprak üretilemeyecektir.”
Prof Dr. Hülya Yıldırım- hulya.yildirim@kocaeli.edu.tr
http://www.bilimania.com
Kaynaklar:
1-Donoghue, D.N.M., 2002, Remote Sensing: environmental change, Progress in Physical Geography 26,1, pp.144-151.
2- http://terra.nasa.gov/
3- http://www.nasa.gov/mission_pages/aqua/
4- http://www.bu.edu/today/2011/watching-climate-change-from-the-ground-and-the-heavens/
Boston Üniversitesi'nin (BU) web sayfası 14-18 Kasım, 2011 tarihli haftalık haberleri arasında iklim değişikliğini (4) inceleyen ilginç bir proje duyurmuştur. Bu proje, “Watching Climate Change from the Ground and the Heavens: College of Art and Science -CAS profs. get an assist from Thoreau” (Yerden ve Göklerden İklim Değişikliklerinin Gözlenmesi: Fen Edebiyat Fakültesi profesörleri Thoreau’dan yardım almaktadırlar) başlığı ile verilmiştir.
Projede, 150 yıl önce Thoreau tarafından yapılan iklim değişikliği çalışmaları kayıtları, güncel yersel çalışmalardan elde edilen ölçümler ve Uzaktan Algılama yer gözlem uydu verileri birlikte değerlendirilerek, günümüz iklim değişikliği araştırılmıştır. Uzaydan ve yerden yapılan gözlemler paylaşılarak, iklim değişikliğinin ve etkilerinin daha net bir şekilde anlaşılması hedeflenmiştir.
Boston Üniversitesi (BU) biyoloji profesörlerinden Richard Primack, 2001 de kitabını yazarken iklim değişikliklerini en iyi anlatabileceği örneklerin az ve kolay ulaşılabilir olmadığı sorununu yaşamıştı. Bunu, kutuplar, kutup ayıları, buzullar, İsviçre Alpleri vb. gibi ulaşılması kolay olmayan örneklerle anlatmış, daha yerel ve herkesin kişisel olarak görebileceği örnekler göstermekte zorluk çekmişti. Bugün herkesin daha rahatça anlayabileceği bu türden örnekleri çoğaltmak çok daha kolay olmaktadır.
Prof. Primack bu arada, BU felsefe mezunu bir öğrencisinden duyduğu 150 yıl öncesinde yaşamış ve NEW ENGLAND’da iklim değişikliğinin etkileri çalışmalarına öncülük etmiş olan Henry David Thoreau’nun çalışmalarının etkisinde kalmaya başlamıştır. Thoreau’nun 150 yıl önce doğadaki değişiklikleri gözlemlemek üzere sürdürdüğü, ‘Bahar mevsiminde bitkilerin yapraklanma, tomurcuklanma başlangıç ve gelişim zamanları’ çalışmalarında, ilgili gözlemlerini günümüzdeki kadar ayrıntılı, tarihlere dikkat ederek kaydetmiş ve 1800 yıllarına giden resimler çekmişti.
Primack çalışmalarında, 150 yıl önce yaşamış Thoreau’nun bu kayıtlarını, küresel ısınmanın bir barometresi gibi kullanarak yapraklanmanın, tomurcuklanmanın bugün daha mı geç, daha mı erken geldiğini araştırmak istemiş. Primack kendi yersel çalışmalarını doğrulamak için de Uzaktan Algılama uzmanlarının katılımı ile bir proje ekibi oluşturmuştur. Bitkilerin yeşerme, tomurcuklanma zamanlarına ait yersel ölçümler, uydu verilerinden oluşturulan bitki görüntüleri ile karşılaştırılmıştır. Primack Uzaktan Algılama verileri için, “Yersel çalışmaları doğrulamak için 438 mil (700km) yukarıda bir yörüngede dönen ve yeryüzüne bakarak veri toplayan NASA uyduları kullanılmıştır” demektedir.
Uzaktan Algılama uzmanları, BU Coğrafya ve Çevre bölümünden Prof. Schaaf ve BU Biyo-Kimya bölümünden Prof. Polgar, projede NASA’nın Terra ve Aqua uydu verilerinin kullanıldığını belirtmektedirler (2). Çalışmalarında, uyduların ikisinde de bulunan MODIS (Moderate Resolution Imaging Spectroradiometer) algılayıcısının (3) teknik kalitesi iyi, atmosferik düzeltmeden geçirilmiş verilerini kullanmışlardır. Schaaf yüksek kaliteli bu verilerden, Bahar mevsiminde Concord Massachusetts bölgesi alanında, bitkilerin büyüme başlangıcını ve fotosentezinin başlama görüntülerini hazırladıklarını söylemektedir (Şekil-1).
Şekil-1: Prof. Dr. Richard Primack iklim değişikliğini, Henry David
Thoreau’nun notları ve uydu haritaları ile ölçmektedir (4).
Bu işbirliği çerçevesinde, uydudan elde edilen verilerle yerden yapılan ölçümlerin karşılaştırılıp değerlendirilmesi, hedefledikleri olumlu sonuçları elde etmelerini sağlamıştır. Hem uzaktan algılama görüntüleri ile çalışan Crystal Schaaf, ve hem de yerden ölçüm yapan Primack, yeşillenme zamanının, Thoreau’nun zamanına göre daha erken olduğunu görmüşlerdir. Her iki bilimci de 1800lerin resimlerine, üzerindeki tarihleri inceleyerek baktıklarında, o zamanların baharının bugüne göre daha geç geldiğini saptamışlardır.
Primack ile çalışan lisansüstü öğrencisi Caroline Polgar, ortalama 17 günlük daha erken geldiğinin kesin olduğunu söylemektedir. Öğrenci bu erken gelmeye, iklim değişikliğine ilaveten, şehrin fırın etkisinin de neden olduğunu belirtmektedir. Binaların ve yolların soğurduğu ısılar ve yollardaki yoğun araba trafiği, Boston şehrinin içinde bir fırın etkisi yapmaktadır. Primak da bu sonucun nedeninin, yaklaşık 1/3 iklim değişikliği, 2/3 şehirleşmede olarak bulmaktadır.
Primak, belli bitki türlerinin bu iklim değişikliğine cevap veremeyeceği için, neslinin tükenip yok olacağını belirtmektedir. Artan hava sıcaklıkları, sulak alanları kurutmaktadır. Bu durum daha fazla su bağımlısı bitkileri yaşayamaz kılacağı için bitki türleri de değişmektedir. Örneğin, Thoreau zamanında ortama uyum sağlamış 21 farklı orkide varken, şimdi ancak 7 tanesinin kaldığı söylenmektedir. Primak bu azalmanın nasıl oluştuğunu gözlediklerini ve bu konuda ne yapılması gerektiğini araştırdıklarını belirtmektedir.
Schaaf, bırakın uyduyu, otomobilin bile olmadığı zamanlardan Thoreau’nun kayıtları ile çalışmanın çok heyecanlı olduğunu söylemektedir. O ve öğrencileri de dünyamızın ısınma eğiliminin, ağaçların ve bitkilerin atmosferden karbon dioksit soğurma yeteneklerini nasıl değiştirdiğini sayısız durumları belirleyerek araştırmışlardır. Ayrıca Thoreau araştırmacı doğası gereği, tuttuğu günlüğünde 1850 yıllarında sıcaklık ölçümleri ile bitkilerin yapraklanma ve tomurcuklanma zamanlarının yanı sıra, göçmen kuşların biçimlerinden, yaşam döngülerine kadar çok değişik kayıtları da tutmuştur. Yapraklanma zamanları ile bahar kuşlarının Concord bölgesine dönmedeki ilişkisi, Thoreau’nun günlük notlarından çıkan başka bir paha biçilemez miras olduğunu Primack çok öncelerden fark etmişti.
Çalışmalarla gelinen sonuçlara göre, hiç şüphesiz, Concord’daki günümüz çocukları değişik türdeki yaban çiçeklerini, kelebekleri ve kuşları, Thoreau’nın doğa yürüyüşleri yaptığı zamanki kadar zenginlikte görememektedirler.
Proje çalışması çerçevesinde verilen mesaj şöyledir:
Araştırmalara göre; “Durum öyle bir noktaya ulaşılacaktır ki, eğer sıcaklığı gittikçe artan, gittikçe ısınan bir gezegenin kontrolsüz bırakılması sürerse, gezegenin ekosistemi çökmeye başlayacak, gezegende yeterli ağaç kalmayacak, yeterli kuş ve böcek olmayacaktır. Böyle bir ortamda, yeteri kadar karbon dioksit soğurulamayacak, Dünya gittikçe ısınacak, yeteri kadar sel ve taşkın sularını engellenemeyecek ve yeterli toprak üretilemeyecektir.”
Prof Dr. Hülya Yıldırım- hulya.yildirim@kocaeli.edu.tr
http://www.bilimania.com
Kaynaklar:
1-Donoghue, D.N.M., 2002, Remote Sensing: environmental change, Progress in Physical Geography 26,1, pp.144-151.
2- http://terra.nasa.gov/
3- http://www.nasa.gov/mission_pages/aqua/
4- http://www.bu.edu/today/2011/watching-climate-change-from-the-ground-and-the-heavens/
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)











