14 Nisan 2010 Çarşamba

Türkiye’de Medya ve KSS ‘Medya için KSS Araçları Raporu’

Avrupa Birliği’nin Sivil Toplum Diyaloğu Programı çerçevesinde Temmuz 2008 itibari ile CSR-Europe ortaklığı ile uyguladığımız “Türkiye’de Kurumsal Sosyal Sorumluluğun Hızlandırılması Projesi” kapsamında önemli bir yer tutan ‘Medya için Bilinç Geliştirme ve Deneyim Paylaşımı Çalıştayı’ 5 Ekim 2009 tarihinde Hürriyet Gazetesi’nin ev sahipliğinde gerçekleştirildi.

KSS Konusunda basın mensupları ve diğer paydaş gruplarından katılan temsilciler ile yapılan çalıştay Avrupa Birliği’nde KSS konuları ile ilgili yakın çalışmalar sürdüren Laura Maanavilja, Dr Ralph Tench ve Asaah Raza Balkhi katılmıştır.

Medya için Bilinç Geliştirme ve Deneyim Paylaşımı Çalıştayı KSS’nin İş Dünyası ve Medya için anahtar rolü, Medya’da KSS, KSS Raporlamaları rehberi ve karşılaştırmalar ile birlikte Türk Medyası için öncelikli KSS konuları ve alanları olmak üzere 4 bölümden oluşmuştur.

Katılımcılar ile interaktif olarak gerçekleşen çalıştay süresince Türk Medyasından ve diğer paydaş gruplarından alınan geri bildirimler sonucu olarak Medya için KSS Araçları isimli Rapor Türkiye Kurumsal Sosyal Sorumluluk Derneği tarafından yayımlandı.

Medya ve KSS — Medya için KSS Araçları isimli Rapor’da Medya Temsilcilerinin KSS kavramını ve ilgili konuları içeren tanımlalar olmak üzere iş dünyasının sorumluluğunun raporlanmasını ve raporlama için gerekli araçları içeren bilgiler bulunmaktadır. Bununla birlikte raporda KSS’nin tüketici ve diğer paydaş grupları tarafından tanınması ve desteklenmesi firmaların daha sorumlu tutumlar benimsemesi için meydanin önemli rolüne dikkat çekilmiştir.

Birçok ülkede kamuoyu oluşturmada ve bilinç geliştirmede önemli bir lokomotif olan medya sektörüne yönelik yapılan ‘Medya için Bilinç Geliştirme Çalıştayı’ sonrasında Türkiye Kurumsal Sosyal Sorumluluk Derneği tarafından yayımlanan Medya için KSS Araçları Raporu yayınlanmıştır.

BM İklim Zirvesi — Kopenhag 2009 ‘Yaşam ve Ekonomi Arasındaki Karşıtlık’

İklim Zirvesi’nde Birleşmiş Milletler nezdinde Küresel İklim sorunlarının tartışılması ve 2012 yılı itibari ile sona eren ‘Kyoto Sözleşmesi’nin boşluklarının doldurularak devamı niteliğinde olacak anlaşmanın ortaya çıkarılması için 192 ülke’den 15000’ne yakın temsilci Danimarka’nın Kopenhag kentinde toplandı.

Dünya liderleri ve temsilcileri, 2 yıl önce Endonezya’nın Bali kentinde başlayan Kyoto Sözleşmesi’nin eksikliklerini doldurmaya ve yeni bir anlaşma çerçevesinde gaz salınımlarını, gelişmekte olan ülkelere mali yardımları ve ayrıca gelişmiş ülkelerin teknolojik ve ekonomik olarak küresel çevre sorunlarına yönelik desteklerini içeren çalışma ABD’nin öncülüğünde 2 hafta boyunca tartışıldı.

Zirve süresince sera gazı emisyon kesintisine bağlı olarak ekonomik kalkınma sorunları dikkati çekmektedir. Özellikle kalkınmakta olan ülkeler arasında yer alan Hindistan, Çin, Brezilya ve Güney Afrika, Kopenhag İklim Zirvesi öncesi yayımlanan önümüzdeki 40 yıl içinde gaz emisyonu kesintisinin %50 civarında düşürülmesini içeren bildiriye karşılık olarak bağlayıcı maddelere karşı çıkmışlardır. Bu çerçevede hem kalkınmakta olan ülkelerin istekleri hem de gelişmiş ülkelerin eğilimleri Kopenhag İklim zirvesinde çoğu kez tartışmaları çıkmazlara sürüklemiştir.

BM İklim Zirvesine katılan ülkelerden Küresel Çevre sorunlarına maruz kalmaya başlayan ada ülkeleri haricinde yeterli desteği bulamayan zirve sonucunda BM nezdinde değil ancak G-20 ülkelerini içine alan daha çok gönüllü bir nitelik taşıyan bir uzlaşı metni 19 Aralık 2010 tarihinde taraf ülkeler tarafından imzalandı.

İmzalanan mevcut uzlaşı metni özellikle dünya’da karbondioksit salınımlarının %50 sinden fazlasını gerçekleştiren Rusya, ABD ve Çin gibi ülkelere yönelik bağlayıcı özellikler taşımamaktadır. Ancak bazı çevrelerce bu metin bir başlangıç özelliği taşımak ile birlikte 31 Ocak 2010 tarihine kadar mevcut eksiklikler tamamlanarak küresel çevre sorunlarına yönelik çözümler oluşturulması bekleniyor.

Ekonomik Kalkınma ve Yaşam alanı arasında ironik bir biçimde halen bir sonuca ulaşamayan zirveler insanoğlunun geleceğini tehdit etmek ile birlikte geleceğe yönelik sürdürülebilir olmayan seçenekler sosyal ve çevresel sorunları gün geçtikçe büyütmektedir.

Göksel Topçu

Türkiye KSS Yol Haritası

Bildiğiniz gibi Türkiye Kurumsal Sosyal Sorumluluk Derneği Avrupa Birliği’nin Sivil Toplum Diyaloğu’nu güçlendirme fonu kapsamında Temmuz 2008 –Kasım 2009 tarihleri arasında CSR Europe ile “Türkiye’de Kurumsal Sosyal Sorumluluğu Hızlandırmak” projesini geliştirdi. Düzenlenen çeşitli konferanslar, çalıştaylar ve projenin en son ayağı olan Türkiye KSS Çözümleri Pazaryeri etkinliğiyle birlikte projenin, sosyal sorumluluk konusunun gündeme çekilmesi ve toplumun çeşitli kesimlerinden paydaşlar için bir farkındalık yaratılması hedeflerine ulaştığını düşünüyoruz. Proje süresince gerçekleştirilen etkinliklerden gözlemlediğimiz, CSR Europe ve ilgili paydaşlarla yaptığımız fikir alışverişleri doğrultusunda Türkiye için “KSS Yol Haritası” raporunu geliştirdik ve bu sayımızda sizlere rapordan kısaca bahsedeceğiz.

Türkiye’de KSS’nin gelişmesi ve yaygınlaşması için rapor kısa ve uzun vadeli öneriler getirmektedir. Bu öneriler arasında 2010 yılı bitmeden kamu sektöründe KSS’yle ilgili bir birim oluşturulması mevcuttur. Böyle bir kurum şirketleri daha çok raporlamaya yönlendirerek, risk yönetimini geliştirebilecek ve şirketlerin dünyadaki rekabetçiliğini arttırabilecektir. Kanunların güçlenmesi ve güçlü KSS uygulamalarını teşvik için vergi muafiyetinin sağlanabileceği de öneriler içerisindedir.

Diğer öneriler içinde KOBİ’ler başta olmak üzere tedarikçiler ve tüketiciler için KSS eğitimlerinin sayısının arttırılması, Türkiye’nin uluslararası KSS girişimlerinde aktif rol alabilecek konuma gelmesi, tüm kamu kurumlarının KSS’yi uygulaması ve teşvik etmesi, KSS’nin Türkiye’deki yerel kökenlerinin araştırılmasına ağırlık verilmesi, sosyal sorumlu yatırımın teşviki ve sosyal sorumlu yatırım endeksinin oluşturulabilmesi de bulunmaktadır. Yukarıda belirttiğimiz öneriler ve raporda yer alan diğer öneriler doğrultusunda KSS Türkiye’de arzu edilen seviyeye gelebilecektir. Orta ve uzun vadede ise Türkiye’nin Avrupa ülkelerindeki KSS standartlarını sağlayabileceğini ve bu alanda Avrupa’da aktif rol üstlenebileceğine inanıyoruz.

Modernleşme ve Sivil Toplumun Yaratılma Süreci

Modernleşme geleneksel olarak gelişmekte olan ülkelerin Kuzey Amerika ve Batı Avrupa ülkelerinin ekonomik, sosyal ve siyasal sistemlerini kendi kültürleri çerçevesinde yorumlayarak değişmesi olarak batılı bilim insanları tarafından tanımlanmaktadır. Temelde modernleşme ile batılılaşma arasında farklar olsa da günümüzde bu iki terim neredeyse aynı anlamda kullanılmaktadır. Batılı modellerin tüm dünyada geçerli olduğu süreç içerisinde okullaşmanın ve kentleşmenin artması kitle haberleşme araçlarının daha etkili olmasına ve artan kitle haberleşme araçları da modern toplum profilinde yer alan ekonomik, soysal ve siyasal hayata katılımının artmasını sağlamaktadır.

Türkiye’de Medya ve Kurumsal Sosyal Sorumluluk(KSS) Uygulamaları

Türkiye’de Kurumsal Sosyal Sorumluluk kavramı anlayışı ve uygulamaları son dönemde tüm kurumlar üzerinde etkili olmak ile birlikte basın yayın organlarının çalışmaları ile gönüllü olarak KSS uygulamaları teşvik edilmektedir.

Birçok ülkede medya kamuoyu oluşturmada ve bilinç geliştirmede önemli bir araçtır. Kurumsal Sosyal Sorumluluk kavramının da tüm toplum tarafından tanınması ve bilinç geliştirmede medyanın tartışılmaz bir rolü vardır. Medya aracılığı ile Kurumsal Sosyal Sorumluluğun tüketici ve yatırımcı tarafından tanınması ve desteklenmesi, firmaların daha sorumlu tutumlar benimsemesi ve uygulamasında hızlandırıcı bir etki yaratmaktadır. Tüketicinin bilinçli olması ve daima kurumsal sosyal sorumluluk konusunda bilgi aktaran ve konuyu güncel tutan medyanın bu bilinci sürekli kılacağı muhakkaktır.

Medya’da kurumsal sosyal sorumluluk uygulamaları kurum ve kuruluşların iş üretme süreçlerindeki kurumsal sosyal sorumluluk uygulama(ma)larını raporlamaları olabileceği gibi kendi bünyelerindeki kurumsal sosyal sorumluluk uygulamaları ile de sosyal alanda değer yaratabilmektedir. Bu kapsamda Türk Medya’sında örnek Kurumsal Sosyal Sorumluluk uygulamalarını aşağıdaki gibi sıralayabiliriz:

• Özgürlük treni çocuklar için kalktı

Hürriyet Gazetesi ve Türkiye Cumhuryeti Devlet Demiryolları (TCDD) işbirliği ile ilk kez geçen yıl 1 Temmuz’da Kars’tan yola çıkan ``Hürriyet Hakkımızdır/ Tren Özgürlüktür'' yolculuğu, bu yıl kurtuluşunun 87´inci yıldönümünü kutlayan İzmir´den yola çıktı.
Geçen yıl 60’ıncı yaşını kutlayan Hürriyet Gazetesi, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin de 60’ıncı yıldönümü olması tesadüfünden yola çıkarak, Devlet Demiryolları işbirliğinde önemli bir sosyal sorumluluk projesi olan “İnsan Hakları Treni”ni hayata geçirdi.

34 şehir merkezi ve 8 ilçeden oluşan 42 durağı ziyaret edecek olan Hürriyet Treni’nin yolculuğu, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nda Haydarpaşa’da tamamlanacak.
Trenin bu yılki ana teması ise çocuk hakları ve çevre.Yolculuğun amacı, “hak” kavramını insanların gündelik hayatına sokmak ve Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ve Türkiye’nin de imzalamış olduğu uluslararası sözleşmelerden doğan haklar konusunda toplumu bilgilendirmek, çeşitli etkinliklerle bu konuyu gündemde tutmak... “Aile İçi Şiddete Son!” kampanyası da bu yolculuğun gündem maddelerinden birini oluşturuyor.
• Cumhuriyet Gazetesi Eki: Sürdürülebilir Yaşam Dergisi
Cumhuriyet Gazetesi tarafından yayımlanan "Sürdürülebilir Yaşam" Dergisi'nde Türkiye'de kentleşme olgusu, tarihi ve kültürel miras ve çeşitli şirketlerin sosyal sorumluluk projeleri ele alınıyor. Ekte, üye şirketlerin farklı gönüllülük projelerini takip edebilirsiniz. Diğer haberlere ve Gönüllü Panosuna Cumhuriyet Gazetesi ve ekinden ulaşabilirsiniz.

• Eğitimde Fırsat Eşitliği İçin TV Açtı

Sahibi olduğu iki tematik kanalla aile adını medyaya da taşıyan MediaSa Yönetim Kurulu Başkanı Demet Sabancı Çetindoğan, ZTV ekranlarından ÖSS ve SBS'ye hazırlanan öğrencileri eğitiyor.. Amacı da eğitimde fırsat eşitliği. 2007'de bir sosyal sorumluluk projesi olarak nitelendirdiği Türkiye'nin ilk gençlik ve eğitim kanalı ZTV'yi kuran Demet Sabancı Çetindoğan, eğitimde fırsat eşitliğini amaç edinerek ücretsiz eğitimi her yere taşıyor.
'Odak Noktası' adlı programda, SBS, YGS ve LYS'ye hazırlanan öğrencilere her konuda rehberlik veriliyor. 'Genç Kariyer' programı, mesleğinde başarılı olmuş insanların hikayelerini konu ediniyor.
ZTV'deki dersleri takip ederek sınava giren öğrencilerden tıp fakültesini kazananlar olduğunu ve ilk 2 bine girenler bulunduğunu da anlatan Çetindoğan, 24 saatlik yayın süresinin yetmediğini, ileride liselere hazırlananlarla üniversiteye hazırlanan gençlere yönelik yayınları ayırabilmek için ikinci bir eğitim kanalı daha açabileceğini söyledi.

• Milliyet Gazetesi 'Baba Beni Okula Gönder' kampanyasını yürütüyor.
Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ile Milliyet gazetesinin birlikte yürüttüğü BBOG, 23 Nisan 2005’te yola çıkıldığından bu yana, 110 binin üzerinde destekçi tarafından 30 milyon TL’ye yaklaşan bir kaynak sağladı. Kampanya kapsamında 28 kız öğrenci yurdu, 10 ilköğretim okulu yapıldı ve 7 bin 156 kız öğrencinin üç yıllık bursları karşılandı.
Yurtlardaki toplam öğrenci kapasitesi 3 bin 185’e ulaştı, yurtlarda barınan 96 lise son sınıf öğrencisinden 26’sı üniversiteyi kazandı. 2008-2009 eğitim öğretim döneminin ilk yarı yıl karneleri dağıtıldığında, kampanya kapsamında burs alan ve yurtlarda kalan kız öğrenciler, 2 bin 331 teşekkür, 1182 takdir ve 88 adet onur belgesi aldı.
Kampanya kapsamında sosyal konularda da pek çok faaliyet gerçekleştirildi. AÇEV’le işbirliği içinde 5 ilde yaklaşık 500 anne babaya “Çocuğum ve Ben Seminerleri”, 81 YİBO ve PİO yöneticisine Özel Okullar Birliği Derneği’yle birlikte 2 günlük özel bir yatılı okul yönetimi semineri, Türkiye Aile Sağlığı ve Planlama Vakfı ile birlikte yurtlarda kalan kızlara ve öğretmenlere “Ergenlik Dönemi ve Hijyen” eğitimi verildi.
Ayrıca, 12 kız öğrenci yurdunun sosyal odaları, bilgisayar, müzik ve resim araçlarıyla donatıldı, kız öğrenci yurt kütüphanelerine kitap gönderildi, köy okullarına 19 bin kitap ulaştırıldı.

• NTV’de Yeşil Ekran

Geçen yıl başlattığı “Yeşil Ekran” ile NTV, projesini daha da geliştirerek bu yaz da devam etti. Doğuş Yayın Grubu’nun bütün yayınlarıyla destek vereceği NTV Yeşil Ekran’da çevre belgeselleri, Türkiye’nin doğal ve kültürel değerlerini anlatan özel yapımlar, çevreci kullanım alışkanlıklarına yönelik eğilimleri, projeleri ve uygulamaları tanıtan programlar, ünlü çevreciler ekrana geldi.
Bunların yanında haber bültenlerinde özel dosyalar, çevreci tatil alternatifleri, yeşile adanmış mini programlar, doğal olarak NTV’nin “Yeşil Ekran”ında yer aldı. Ekrandan taşanlar ise NTVMSNBC’nin web sayfası yesil.ntvmsnbc.com‘dan (www.ntvmsnbc.com/id/24928020/)takip edilebilecek.
NTV’nin Yeşil Ekranı’na Doğuş Yayın Grubu’nun tüm mecraları tam destek verecek. CNBC-e, NTV Radyo başta olmak üzere gruba bağlı televizyon, radyo, dergiler ve web siteleri, çevre konulu yayınlarıyla “Yeşil Ekran”ı destekleyecek.
Ayrıca bilgi bandında çevre ve ekosistemle ilgili faydalı bilgiler aktarılacak. Tüm DYG TV ve radyolarında da çevreyle ilgili ilgi çekici istatistikler, çarpıcı gerçekler ve çok kolay uygulanabilecek çevresel davranışlardan örnekleri anlatan kısa dosyalar ekrana gelecek. Denizlerimizin kirlilik oranı, barajlardaki son durum, havadaki oksijen oranı, en yüksek ve düşük sıcaklıklar gibi günlük yaşamımızı ilgilendiren kısa bilgi notları bilgi ekranında yer alacak.


Kaynaklar
http://www.egitimgazetesi.com/news_detail.php?id=188823
http://www.hurriyet.com.tr/magazin/yazarlar/12472460.asp
http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=12446367
http://www.bbog.org/indexMain.html

KSS Performansları Çalışanları İkna Etmiyor!

22/04/2009

Çalışanları, KSS Performansları ikna etmiyor: Krauthammer’in* araştırmasına katılan çalışanların %50’sine yakınının hayal kırıklığına uğradıkları ortaya çıktı.
«İşletmeler ekonomi ile ekolojinin birlikte hareket etmesi inancına saygı göstermelidirler » Bu kapsamda çalışanların düşüncelerini açıklayan Krauthammer’in iş yerindeki KSS pratikleri(Responsabilité sociétale des entreprises) çerçevesinde çalışanların görüşlerine yer verdiği yeni araştırmasında %60 oranında katılım olur iken sadece %26’sı KSS ile ilgili fikirlerini açıkladı.
Genel olarak çalışanlar açısından KSS uygulamalarına bakıldığında işletmelerin yaklaşık olarak %50’sinde görüldüğü üzere RSE pratiklerinin üç birincil elementi olduğu görülmektedir: Toplum, Yeryüzü ve Kar. Diğer yarısı ise KSS politikalarında reaktif ya da inaktif olarak temsil edilmektedir, veyahut İşletmeler KSS politikalarını uygular iken çalışanlarını bilgilendirmemektedirler.
Çalışanların, şirketlerin KSS performanslarına bakış açılarını inceleyen çalışma, Amsterdam Üniversitesi ve Erasmus Rotterdam Üniversitesi bünyesindeki uzmanlar ile işbirliği içinde çalışanların kendi firmalarındaki KSS politikalarını/performanslarını, onların bakış açısından incelemektedir. İşletme çalışanlarının beklentileri nelerdir? Çalışanların beklentilerini hangi kriterlere göre ölçebiliriz?
Krauthammer Yönetim Konseyi Başkan Yardımcısı Ronald Meijers, «Bu çalışma, KSS pratikleri ile ilgili olarak yetki, beceri ve gerekli kaynaklardan proaktif veya en azından bilinçli olarak yararlanmak için bireylere bir çağrı niteliği taşımaktadır. Ekonomik iklim ve güncel ekolojik durum, kaynakların verimliliği açısından tamamen anlaşılmaz bir hale gelmekle birlikte «olgun meyve»nin bile hasatını yapamıyoruz ve bu üründen yararlanamıyoruz !. » «KSS kapsamında güvenilirlilik ve tutarlılık açısından bir talep fark ettim. Bu mesaj sade bir biçimde işletmelere gönderildi: «Ne söylüyorsan yap, ne yapıyorsan söyle».
Krauthammer Araştırma Departmanı Eş Sorumlusu Steffi Gande’nin yorumu ise «Genel olarak araştırma, çalışanların neleri istediklerini ve gerçel olarak nelere sahip oldukları arasındaki boşlukları içermektedir. Ve pasif gözlemciler tarafından inceleme sonucunda çalışanların daha önceden Bireysel Sosyal sorumluluk kapsamında aktif olduklarını ortaya çıkmıştır(Responsabilité sociétale personnelle). Bu durum ilgili kişilerin Bireysel Sosyal Sorumluluğa sahip olduklarını kanıtlıyor mu? Ayrıca işverenlerinin KSS politikalarını kritik etmeleri açsından avantaj sağlayabilir mi?. »
16 spesifik alanda KSS Pratikleri üzerine yapılan incelemede, araştırma gösteriyor ki çalışanlar KSS alanında kilit değer taşımakla birlikte şirketlerin diğer kilit alanlarda da karşı-performansa sahip olması ve uzun dönemli rekabet açısından avantaj sağlamasına bağlı olarak özellikle değişmez ilkelere (amentü) saygılı olmaları durumunda kaynakları verimli kullanabilirler. » (Araştırmaya katılan bireylerin %59’u çalıştıkları şirketlerin yüksek KSS pratiklerine uyum sağlamasının zorunlu olmasını doğrulamalarına rağmen sadece %24’ü gerçekte KSS pratiklerini uyguladığı ortaya çıkmaktadır.)
Rotterdam Erasmus Üniversitesi’nden Profesör Rob van Tulder «Kurumsal Sosyal Sorumluluk küresel ekonomik kriz döneminde zorunlu bir politikadır. »
«Küresel Ekonomik Kriz KSS uygulamalarını tüm uygulama araçlarının ortasına yerleştirmiş durumunda. Bir tarafta, herkes biliyor ki ekonomik krizi kışkırtan ve ortaya çıkmasının en önemli suçlusu KSS uygulamalarının eksikliğidir. Diğer taraftan, çoğu insan KSS uygulamaları için gösterilen çabanın ekonomik krizin çözümünde etkili olabileceği konusuna daha temkinli yaklaşıyor. Sonuç olarak krizin doğası gereği sağduyulu aktörler ile birlikte uzun zamanda farklı bakış açıları ortaya çıkacaktır. »

*Araştırma Krauthammer tarafından Rotterdam Erasmus Üniversitesi Yönetim Bölümü ve Amsterdam Üniversitesi tarafından yürütülmüştür.
**KSS=Kurumsal Sosyal Sorumluluk: İşletmeler, sürdürülebilir ekonomi kapsamında profesyonel faaliyetlerini gerçekleştirir iken Toplum, Yeryüzü ve Karlarını korumaları olarak açıklanabilir. Sonuç olarak, Şirketlerin Sosyal Sorumluluğu sivil toplum kuruluşları, kendi sektörlerindeki organizma içinde ve kamu sektörü ile birlikte Kurumsal Sosyal Sorumluluğa dönüşür iken geçmişteki çalışmaları kendilerinin kurumsal yapıları içinde veya faaliyet gösterdikleri sektörde Kurumsal Sosyal Sorumluluk politikalarını teşvik etmektedir.


http://www.krauthammer.com/Docs/Content/File/VRB20/Responsabilite-sociale-entreprises.pdf

Çeviri
Göksel Topçu

Kurumsal Sosyal Sorumluluk ve Medya

Bu bölüm, Kurumsal sorumluluğun hem geleneksel hem modern medyada nasıl işlendiğini ve medyanın kendi kurumsal sorumluluklarını ele almıştır.

Geleneksel medya; haber servislerini (wires), film, yazılı basın ile radyo-tv kanallarını içerir. Modern medya; internet, cep telefonları, kişisel yazıların yazıldığı web sayfalarını icerir ve bu “Vatandaş Gazeteciliği” olarak bilinir.

Kurumsal sorumluluğun medyada yer alması son yıllarda bir artış gösterdi; ancak bunların çoğunda belirgin bir sekilde kurumsal sorumluluk kavramına değinilmediği gibi İşletmeden müşteriye e-ticaret(B2C) medyasında da yer almamıştır. Konunun medyada yer alma kalitesi degişiklik göstermektedir. Kurumsal Sorumluluğun temalarının nasıl tartışıldıgı, iş ve yönetim medyası ile genel medya arasında farklılık göstermektedir.

İş aktiviteleriyle ilgili soru sormayan ve kritik olmayan makaleler için son derecede gercekçi olmayan iddialar ile, self-servise karşı yüksek miktar ve kalitede yer alan yayınlar için kanuni istekler arasında fark gözetilmelidir.

Bazıları, kurumsal sorumluluğun medyada sınırlı ya da olumsuz yer almasını medya karşıtlığı ya da iş cehaleti olarak eleştirdiği halde, daha dengeli ve sofistike değerlendirme, iş çevrelerinin ve medyanin sorumlu iş yapma ve okuyucular ile ilgili yankı getiren, kurumsal sürdürülebilirlik sorunlarını acıklamanın yollarını bulmak için daha fazla calısmasını ve önemli bir şekilde medyanın/izleyicilerin ve mesajların daha cok segmentasyonunu önerebilir.

Ciddi gazeteciler, kurumsal sorumluluk hedeflerini ve basarısızlıklarını ve bu konuları nasıl çözmeye çalışacaklarını açıkça tanımlayan sirketlere, kurumsal yayınların eleştirmemesini bekleyen şirketlerden daha yakınlardır.

Kendileri de birer işletme olan medya şirketlerinin, başka sektörlerde ve başka diğer şirketlerde olduğu gibi sorumlu davranmaları gerekir., en esaslı ve önemli çevresel, sosyal ve yönetim etkilerini ve sorunlarını anlamaları ve olumlu etkilerini arttırmak, olumsuz etkilerini en az seviyeye indirmeye çalışmaları lazımdır. Medya şirketleri için ana Kurumsal Sorumluluk konuları, saydam ve sorumlu yayın politikalarını, tarafsız ve dengeli çıktıyı, ifade özgürlüğünü, medya okunurluğu ve “bilgi teknolojilerine erişimde eşitliği” içerir.

Tüm dünyada bloglar, RSS, Google kitapları, podcast, vidcast, çevrimiçi videolar (Youtube, blimptv, vs.), sosyal ağlar, arama motorları, ilişki kurma programları, “word of mouth”, viral pazarlama, ikinci hayat, çevrimiçi oyunlar, sanal ticaret gösterileri, çevrimiçi topluluklar, elektronik kitaplar gibi yeni medyada artış olmuştur. Pratikte, yeni medya ve geleneksel medya arasında sınırlar silikleşmektedir. Gazeteler ve yayın kuruluşlarının web siteleri ve gazetecilerin blogları vardır - geleneksel medya, kökeni yeni medyaya olan malzemeleri gittikçe daha çok oluşturmaktadır..

Yeni medyanın gelişmesi, daha fazla sorumluluk ve saydamlık için ve daha fazla bilgiye daha hızlı erişim için önemli ölçüde katkı sağlamaktadır.

Yine de yeni medyayla ilintili; dünyanın bazı bölümlerinde bilgi hürriyetiyle açısından gizlilik, doğruluk ve erişilebilirlik gibi ve bunun tersine belli web sitelerine ve belli bilgilere erişimde savunmasız grupların korunması (örneğin çocukların pornografik internet sitelerine erişiminin engellenmesi) gibi belirli kurumsal sorumluluk çıktıları da mevcuttur.

Global medya, beklenmedik yollarda hızlıca ve potansiyel olarak gelişmeye devam edecektir. Kabul edilmektedir ki, şirketlerin ve kurumsal sorumluluğu destekleyenlerin, işlerin amaçlarını, sorumlu iş yapmanın etkilerini, ve bireysel işletmelerin, olumsuz çevresel ve sosyal etkileri nasıl en aza indirmeye çabaladıklarını daha açık ifade etmekte, daha fazla “girişimci” olmaları gerekecektir.

Çeviri:
Göksel Topçu

4 Nisan 2010 Pazar

Gamze'ye Dair


Şafak çanları çalar iken yüreğime,
Yakamoz aydınlatır mı sensiz gecelerimi?
Güneş doğar mı sensiz maviliklerime?
Martılar uçar mı yokluğunda yüreğime?

Sabah olmuştu sessiz kasabama
Asma bahçelerindeydi teninin kokusu
İncir ağaçlarındaydı dokunuşların
Ve Gülümsemen yansıyordu güneşin ışıltısıyla…

İner iken Ege’min sahillerine
Narin ellerine dokunmuş pamuk tarlaları
Ve açmış güz çiçekleri gibi
Yanağındaki GAMZE’ler…

Bakar iken ufkun sonsuzluğuna
Tel tel olmuş saçlarına düşmüş kırmızının büyüsü
Ve Güller sarmıştı dudaklarını
Hep ordaymışsın gibi
Bir gün gelecekmişsin gibi…

Bugünüm Yarın Olsa

Bugünüm yarın olsa,
Yağmurlar kokunu silse bedenimden.
Ah imbat esse de maviliklerinde kaybolsam Egem'in,
Ve meleklerin şehrinde açsam gözlerimi.

Bugünüm yarın olsa,
Nefesin düşüncemde titrese,
Yalnızlığına dokunsa sözlerim,
Ve Yağmur olup toprağa karışsam meleklerin şehrinde.

Bugünüm yarın olsa,
Baharda rengimi versem kıraç topraklara,
Ve esse deli lodos,
Esse de ölü denizler ruhumu taşısa sana,
Ellerinde bir gül olabilsem,
Güneşi serpiştirsem güzel yüreğine.

Bugünüm yarın olsa,
Her nefes alışında bir sen olabilsem yalnız gecelerinde,
Şafakta tel tel olup sarsam tenini,
Ve her gün batımında aydınlık sabahları müjdelesem sana

Şehrim

Işıltılı caddelerinde şehrimin gölgesindeki hüzündü bakışların,
Maviliğinde arındığım özgürlüğümdü gülümseyişin,
Yakamozdu belki de beklediğim;
Seni bana, beni sana uğurlayan.

Kuytu sokaklarında sessizce dolaştığım şehrim
Uğurlarken beni bilinmez geleceğe
Ceplerimde bir avuç umut,
Sensizliğe göç ediyordum

Sevebilmek Nedesizce

Bir çiçek var İzmir’de;
Umutsuz; hayata ve insanlara karşı.
Gülmek ister gibi kulağına çalınan her ıslıkta,
Kucaklamak ister gibi bir gün kaçırdığı yaşayamadıklarını,
Sevmek ister gibi;
Benim gibi
Senin gibi
Herkes gibi

İstemiş ki; sevebilmek nedensizce,
Yelkenlerini sularına bırakabilmek Ege’min,
Ve sebebi olmaksızın martılara eşlik edebilmekmiş son demiri aldığımızda.

Üçüncü tekil şahıs olmuş yokluğumda,
Gezgin olmuş düşüncelerinde,
İzlemiş geleceğini bir gün gelirsin umudu ile,
Ve demir atacağı limanı beklemiş;
Dudaklarında son gülümseyi bitirinceye kadar,
Dudaklarında son ruju sileseye kadar…

Zamanı çalıyorum şimdi,
Geçmişimin karanlık odalarından.
Sarılmak bir gün sana;
Bir olabilmek karanlık gecelerimizde.
Ve yalnızlığımızda birbirimize tutunabilmek bu sevgi dediğin...

Pour voir vos yeux(Gözlerini Görebilmek İçin)

Çocuk düşlerimiz vardı bizim,
Samanyoluna resmettiğimiz.
Çocuk gülüşmelerimiz vardı bizim,
Hayata dair umudumuzu niteleyen.
Kalabalıktı düşüncelerimiz;
Geleceğe dair,  bir gün olabilmekti güneşli sabahlarımızda,
Salkım salkım söğütlerin gölgesinde dinlendirebilmekti gözlerimizi,
Bir gün olabilmekti kır çiçeklerinin kokusunu içimize çekerken,
Ve denizlere yelken salabilmekti alabildiğine;
Alabora tehlikesi neymiş ki mavilikleri içimize çekerken,
Yelkenimizi açardık aydınlık sabahlara.
Gitme vakti geldiğinde gündoğumunu çalmaya çalışırdık denizlerimizin üzerinden...

Kelebek olabilmekti aslında tek isteğimiz,
Bir gün senin için, senin uğruna ölebilmekti dileğimiz.
Gelmen için; yine, yeniden gökkuşağı çocukları olabilmekti samanyolunun sonsuzluğunda,
Beyaz kanatlarının açılıp süzülmesiydi maviliklerimizin üzerinde,
Gülümseyişini içimize çekebilmemizdi dağlarımızın yamaçlarında,
Ve sevgini hissedebilmekti aslında tenimizin üzerinde,
Bir kelebek ömrüne değişilebileceğimiz…

Ve sen bu dizeleri okurken sevgi dolu gülümseyişini hayalimizde canlandırabilmekti motorlarımızı aydınlık maviliklere sürerken…

 
Tu es ma dame de ma vie…

Seni Bekliyor bu Beden

İşte o, bak O diyebileceğin,
Sevdiğin,  sevdan.
Güneşin doğduğu yerde, yağmurların geldiği yerde,
Meleklerin kanat çırptığı; o yer!
Aşk var orda, sen varsın...
Biliyorum ordasın şimdi, aydınlıkların içinde,
Mevsimleri bekliyorsun, Ege'ne kavuşmanın hasreti ile.
Zamanını tüketiyorsun, İmbat'ın serinliğinde...

Ne zamn geleceksin ey sevgili?
Anarşist bu beden yokluğunda,
Seni bekliyor bu ten.
Aramak seni her bedende,
Bulmak buluşturmak zamirleri.
Nitelenen sevdalar; önceler mi seni, bilmem!
Dayanabiliir miyim hastretine, bilmem!
İmbata direnebilirmiyim yokluğunda, bilmem!

Gözlerim yakamozun ışıltısında seni arar, şiirselliğnde kalem sevdamın.
İşte şair dediğin böyledir; Nitzche'nin mısralarında hayat verir kendine,
Arar sevdayı, ardalanan bedenlerin ötesinde,
Bİr seni bekler...

Ve Sen Geldin

Bahar yıldızlarının ışıltısında,
Bir sen vardı gözlerimin içinde,
Ege’min sularında resmettiğim,
Yakamozda siluetini çizdiğim.

Göremesem de düşünebilmek seni,
Güzel yüreğinin peşinde,
Denizimin sularına gemilerimi bırakabilmek,
Bir kaşif olabilmekti Cennetin Krallığı'nda.

Bir deste kır çiçeğini kokusunu ulaştırabilmekti isteğim,
Bir desteydi yamaçlarından çaldığım dağlarımın,
Sadece gülüşünü görebilmek için…

Ayrılıkta Sevdaya Dair

Çocuk düşlerimiz vardı bizim,
Kimseye anlatamayacağımız,

Öpüşmelerimiz vardı bizim,
Pırıltısında sevdamızın.

Sen vardın hayata dair,
'Kucak kucak'tı sevdalı yüreğin.

Bir sen vardın teninin sıcaklığını hissetmeden ölmek istemediğim,
Bir ben vardı sabahları dudaklarında kırmızıyı sarmaladığın.

Şimdi kırılmış kanadı kolu,
Ne savda kalmış ne de sevgili.
Ardında bir avuç şiirdi O'na kalan.
Hala söylenen şarkılar hala yazılan şiirler...

Yaşanmış hayatlar yıldızları kaydırır mı bilmem?

Yakamozda bir ben imbata direnen,
Sıcaklığında Ege'min kumsallarının.
Şarap şişesinden dökülen her damlada,
Sigaramın külleriydi yaşanan uzaklıkların parçası.

Yaşanmış hayatlar yıldızları kaydırır mı bilmem?
Gelecek günleri derbeder eder mi bilmem?

Akşam saatlerinde kaderimin,
Gidebilmek kırçiçeğinin kokusunun ardından.
Uçarcasına yarışabilmekti özgürlüğümün karanlığında.
Tenini hissedebilmekti belki de sadece...

Yaşanmış hayatlar yıldızları kaydırır mı bilmem?
Gelecek günleri derbeder eder mi bilmem?

Seni bekliyoruz; yakamoz  ve ben.
Yakamozu bekliyoruz; imbat ve ben.
Bir yudum, bir tane  ve bir tane daha bardağımın diğer köşesinden...
Çoban yıldızının ışığında seni bekliyor bu beden,
Biraz sarhoş, biraz aşık, biraz da özlem dolu...

Ne Yapmalı?

Ne kadar oldu ayrılalı bilmiyorum.
Çıkmıyorsun aklımdan,
Düşüncelerim hala sana dair,

Neler yaptım bir bilsen,
Nerelere gittim bir bilsen,
Kimlerle karşılaştım bir bilsen,
Yine de gitmiyorsun gözlerimin önünden.

Ölmeli miyim sen duymadan?
Bilmiyorum.
Terkedecek mi o zaman beni;
Sıcacık gülümsemen,
Hayat dolu sözlerin,
Ya da masum bakışların.
Bilmiyorum, ne yapmalıyım?

Sonbahar

Bilmezdim, beni görmek istemediğini,
Bilmezdim, dizlerinde tanımadığım silüetlerin varlığını,
Bilmezdim, gözyaşlarına dokunanlar olduğunu,
Bilmezdim, sıcak gülümsemene O'nu dahil ettğini.

Yanıldım kendi gölgeme.
Yanılsamalarımda seni yansıttım yüreğime.
Kırılmış, mazlum benliğime.

Bahar geçti annem!
Çiçekler açıyor mu bilmem?
Mevsim sonbahar!
Çıtırdayan yaprakların üzerinde,
Sevdalı yanımı eziyorum artık.
Ve yalvarıyorum annem!
Ne olur mutlu ol!
Mutlu ol ki kendi gölgemi takip edebileyim.

Aşık mı Oluyorum ne?

Kaderine razı olmuş mısralarımda,
Öznenin çığlığıydı devrik cümlelerim.
Zamirlerim boynunu bükmüştü sensizliğimde,
Nesneler olmaksızın sevgini hissettim tenimde.


Varlığın göç karmaşasında,
Satır aralarındaydı sevgi çığlıklarım.
Noktalar konmamalı dizelere,
Yokluğunda martı tekrar aşık olabilmeli rüyalarında.
Yokluğunda tekrar tekrar aşık mı oluyorum ne?

Işığa Dönüyorum

İmbatı beklerdim çocukluğumda,
Güz yağmurlarını getiren.
Son papatyayı seyrederdim,
Gözyaşların ıslatırken tenimi.

İmbatı beklerdim çocukluğumda,
Arkasında kopuklu dalgalar.
Çizdiğim resimlerdeydi,
Umutlarımın baloncukları.

İmbatı beklerdim çocukluğumda,
Eteklerinden masumiyetinin doğuşunu seyrederdim.
Ve Islık çalardım Güneşe doğru…
Kaybolmak ister gibiydi, bulutların arasında.
Ve ufak tefekti, narindi.
Özgürlüğüm gibiydi.
Senin gibiydi.
Uzaklaşıyordu bedenimden.
Güneşe…
Gökyüzünün son demine doğru.
Bu son gidiş ey sevgili.
Işıltını götürüyorum cebimde.
Işığını götürüyorum ey sevgili, sevdiğim.
Kumla kaplı tepelere gidiyorum.
Kan akan topraklara.
Ceset kokularını çekiyorum artık içime,
Yalnız gecelerimde,
Işığa donuyorum,
Uzaklaşıyorum bedenimden, teninin kokusundan.
Karalığın soğuğunda bir yabancıya dönüşüyorum artık.

Egem

Sen vardin, ben gelmeden.
Sen vardin ruzgarinla kulagima fisildayan,
Gunesli sabahlarini,
Engin maviliklerime ucuran,
Dalgalarinda kulac attigim, DeNiZiM; Egem

Sen gelmeden, ben vardim yamaclarinda cocuk kanatlarimi resmeden.
Ben vardim kirpiklerinin uzerinde gezinen,
Dudaklarini sarmaladigim,
Kirmizin!
Ben vardim vucudunu saran...
Ufuktaki Mavindim, kirmizinin sevistigi.
Karanliga birakirken sevincini,
Ben vardim daglarin yamacalarinda sana gulumseyen...

Gittin.
Kiragimi caldim safagimda gozunu acanlara,
Uzuldum!
Yagmurumu vurdum ovalara,
Agladim!
Dalgalarimi savurdum kayalara.
Kirildim!
Hortumlarimi vurdum mavi limanlara.
Sustum!

Duruldum ey sevgili.
Ben gitmeden,
Ihtirasimi verdim balikcilara,
Mavimi verdim faunama.
Biraktim geldim herseyimi.
Sen gelmedin.
Biraktin gittin.

Duruldum ey sevgili.
Ben gocmeden,
Esir kamplarimda sarmaladigim ruzgarim.
Imbatim.
Es Egemin sahillerine.
Gotur beni benden.
Sicakligimi ver efsanelerime.

Bir balikci vardi desinler.
Ne gururu ne de kibiri vardi desinler.
Gerci hos mali mulku de yoktu desinler.
Yukseklerden ucmaya calisiyordu,
Kirildi kanatlari desinler...
Artik sadece ruzgarla sevisiyor,
Yakamozda isigini veriyor desinler.
Anlat onlara Imbatim;
Gormek isterlerse Maviyi,
Safagimi beklesinler.
Dinlemek isterlerse hikayemi,
Kumsalima otursunlar,
Sarilsinlar egemin sahillerine,
Ve Isigimi alsinlar yureklerine,
Gorecekler siluetimdeki umudu,
Ozgurlugun pesinde, Kirmiziyi cektigimi nefesime.

Kırmızı-Mavi HAYATLAR

bir damla kaldı dudaklarımda,
akşam saatlerinde yüreğimin.

bir damla kaldı gözbebeklerimde,
dökülen her parçsında kirpiklerimin.

bir damla kaldı ellerimde,
soğuk köşesinde yalnızlığımın.

Güneşli sabahlara VURUYORUM ArTık YÜREĞİMİ,
krımızının SONRASINDA.
bir damla gözlerimden dökülen,
Bitmiş sanılan bir AŞKIN ArDından.

Ufkum kırmızı,
düşüncem ise maviydi...
Düşünemedin,
göremedim,
Bende ki maviyi,
sen de ki kırmızıyı.

ELVEDA KIRMIZI...

BU SON VEDA ...

SENİ SEVİYORUM ...

Bir Dönemler Çocuktuk


Bir dönemler küçüktük,
Yüzümüzde belirirdi masumiyetin itirafı,
Keşfederdik olabildiğince,
Mutluyduk!
Bilmezdik korkuyu,bilmezdik ufkun matemini,

Bir dönemler çocuktuk,
Ellerimizle kazardık kumsalları,
Martılar gibi uçmaya çalışırdık
Heyecanlıydık,
Bilmezdik ellerimize silahların verileceğini,

Bir dönemler ufaklıktık,
Çamurlu elbiselerimizle,
Koşardık olabildiğince,
Koşardık geleceğimize,
Hırslıydık,
Bilmezdik karanlığın duygusunu,

Bir zamanlar Delikanlıydık,
Sivilceli suratlarımızla,
Aynanın karşısında serenat yaptık sevgiliye,
Utandık,
Pervasızdık!
Bilmezdik toz pembenin aldatıcılığını.

Bir zamanlar idealisttik,
Düşündük,
Düşündükçe yazmaya başladık,
Hak verilmez alınır dedik,
Coşkuluyduk!Coşkunduk!
Bilmezdik yasaların kadimliğini,

Günler, aylar, yıllar geçti üstünden,
Sıra sıra dizilmiş demir parmakların ardında,
Bakıyorum geçmişime ve alabildiğine haykırıyorum,
Özgürlüğüm bekle!
Binecek var kanatlarına.

Ölenlerin Kokuları

Gördün mü kızıllığı?
Bak orda,
Ufukta!
Bilmediğimiz topraklarda,
Uzaklarda.
Hissediyor musun umutsuzluğu?
Yaşayabiliyor musun onlarsız?
Umursamayabiliyor musun kokularını?
Ölenlerin kokuları bunlar,
Bilmediğimiz yerlerde…

Bak görüyor musun ordalar?
Işte ordalar ,
Yürüyorlar karanlıkta,
Umutsuzlar.
Korkaklar...
Hepsi kendine dönük,
Yaşamıyorlar,
Ölmüşler,
Zamansız uçuyorlar.

Denizi görmemişler,
Kokusunu içine çekmemişler,
Yaşayamamişlar aşkın duyusunu.
Zamanını görmemişler ,
Seni görmemişler,
Aşkını, sevgini görmemişler,
İnsaniyetini görmemişler,
Öpmemişler seni sabahlara kadar,
Sevememişler senin gibi,
Gideceği yere kadar koşmamışlar sevdiklerinin peşinden,
Ağlayamamışlar korkularından,
Korkmuşlar,
Kendilerinden, hayatlarından korkmuşlar,
Aç kalmaktan korkmuşlar,
Geleceklerinden korkmuşlar, sevememişler senin gibi.

Olamamışlar senin gibi,
Sevememişler bizim gibi,
Görememişler gerçeği,UZAKLARDA BİZİM GİBİ ÖLENLERİ
.

Üşüyorum Yalnızlığımda

Üşüyorum yalnızlığımda,
Hayalimde sıcaklığın,
Hiç görmediğim, hiç bilmediğim topraklardayım.
İnsanlar geçiyor önümden,
Adını bilmediğim, dilini bilmediğim.
Hayallere dalıyorum,
İçinde sadece sen.

Üşüyorum yalnızlığımda,
Ellerimde sen.
Dalıyorum yalnızlığıma,
Hayalin gözlerimde,
Nereye gidiyorum ben?
Yalnız ve tek başıma.
Umutlarım neredesiniz?
Haykırıyorum geleceğime,
Neredesin sen?

Üşüyorum Yalnızlığımda,
Tenimde hala sıcaklığın,
Bedenim sensiz yaşamıyor,
Haykırıyorum geleceğime,
Neredesin sen?

Umut Çiçekleri

Çiğ yağmış omuzlarında geceyi bağışlayan kadınım,
Ne kadar kolay sandık geleceği değiştirmeyi,
Bilemedik doğanın yasalarını,
Göremedik nasır tutmuş yürekleri,
Direndik,
Direndik bütün benliğimizle,
Bir umut dedik; çocuklarımızın ışıldayan gözleri için,
Gülüşleriydi bizi in’imizden çıkaran,
Başaramadım kadınım,
Şimdi ağlıyorum; başucumda kitaplarım,
Ağlıyorum işte; haykırışlarım dağılıyor matemimde,
Üşüyorum,
Üşüyorum yalnızlığımda,
Bir ben,
Bir ben yine birinci tekil şahıs,
Çoğlamadım yokluğunda,
GEL!
Yalvarıyorum GEL...

Nikomedia

Nikomedia’dayım,
Yağmur ıslatırken tenimi,
Sen varsın benliğimde.
Hafiften gözyaşlarıma karışıyorsun.
Bedenimi sarıyorsun.
Hayalperest dönemlerini düşünüyorum;
Dolaştığın kaldırımları, ağladığın,
Ve dünyaya haykırdığın zamanları
düşünüyorum.

Yağmur altında,
Nikomedia’dayım.
İskender’in komutanlarını düşünüyorum;
Sevgililerine adanmış hayatları,
Hem onlardan uzak hemde,
hemde sınırsız aşklarını düşünüyorum.

Aşk Varmış Sandı Küçük Martı

Bir martı ağlıyordu dizlerimde.
Sevdalı gözleri vardı.
Umarsızdı!
Bi haberdi dünyadan,
Gitmek ister gibi bilinmeyen topraklara,
Yalvarırcasına inanmadığı mistik güçlere.
Alın beni!
Alın beni götürün maviliklerinize, yeşil vadinize.

bilirdim bir sen vardı...


bilirdim, bir sen vardı bedenimde.
çocuksu düşlerimdeydi hayalin.
tenimi ıslatan yağmurlardaydı sıcaklığın,

bilirdim, bir sen vardı sığ denizlerimde.
yakamoza dönerdik yüzümüzü,
ve islik çalardım imbata,
bekle, binecek var kanatlarına.

bekle aşkım, bekle beni!
ege’m, denizim, bekle beni!
bir ben var, düşlerinde seni arayan.
bir ben var, avuç dolusu umutları ile hayallerinde yasayan.

Belki Bir Gün...

Yaşanmış aşk hikayeleri gibi;
Zamansızdı sevgilim.
Acı tatli kokusu cigerlerimde...

Yazılmış aşk hikâyeleri gibi;
Dağıtırken İstanbul’un kalbinde ruhunu,
Düşüncelerim gezinir bedeninde.

Yıllanmış şarapçasına;
Karanlık günlerinde mahzende,
Bir ben var seni bekleyen; dudaklarında buluşma umuduyla…

Sosyal Dışlanma ve Yoksulluk


Temel hak ve özgürlükler, evrensel insan hakları metninde betimlenen ve her bireyin doğuştan kazandığı hak ve özgürlükler olarak hukuken kısıtlı olmadığı sürece her vatandaşın yararlanabildiği insani haklardır. Sağlık hakkı, eğitim hakkı, sosyal ve kültürel faaliyetlere katılma hakkı, örgütlenme hakkı, yaşamını onurlu bir şekilde sürdürebilme hakkı gibi bir çok hak bu çerçeve içine dahil edilebilir. Nitekim günümüz dünyasında bireylerin haklarını eyleme dönüştürmelerinde ekonomik, sosyal, siyasi ve kültürel faktörlerin de etkisi ile sorunlar yaşanmaktadır. Bu sorunlar hepimizin bildiği gibi gelir dağılımındaki eşitsizlik, ekonomik büyüme, ekonomik gelişme ve insan kaynakları yönetiminden doğrudan etkilenmektedir.

Mevcut eksik ve bozulmuş tabakaların çözümü için sorumluluğun odağında ise öncelikli hedef grup içerisinde yer alan ekonomik olarak toplumun genel düzeyinin gerisinde kalmış vatandaşların yani dezavantajlı gruplardan -genel olarak çalışan nüfusun dışında hatta genel ekonomik göstergelerde çalışan nüfusun içinde olmasına rağmen açlık ve yoksulluk sınırının altında yaşayan- oluşmaktadır. Bu çerçevede iş dünyası, kamu ve STK’ların yoksulluğun profili, nedenleri ve sonuçları inceleyerek sorumlu olduğu alanlarda sonuç odaklı kurumsal sosyal sorumluluk uygulamaları ile yoksulluğu ve açlığı giderici çözümler beklemekteyiz.

Diğer açıdan Türkiye’de 2008 TUİK verilerine göre var olan %17,11’lik yoksulluk oranı son AB istatistikleri gözden geçirildiğinde aynı sorunun AB’de de var olduğunu göstermektedir. 80 milyon yoksulun yaşadığı Avrupa Birliği de yoksulluğun ve sosyal dışlanmanın önlenmesi kapsamında yaratıcı çözüm önerilerini üye ve potansiyel üye ülkelerde gün ışığına çıkarmak amacı ile 2010 yılını “Avrupa Yoksulluk ve Sosyal Dışlanma ile Mücadele Yılı” olarak ilan etti.

Yoksulluk ve açlık sorunu özellikle ekonomik krizler, depresyonlar, ve durgunluk dönemlerinde ortaya çıkarak tüm vatandaşları olduğu kadar tüm sektörleri de doğrudan veyahut dolaylı yollardan etkilemektedir. Ekonomik düzenin bir çember olduğunu göz ardı etmediğimiz sürece piyasalardaki arz talep oranları, ekonomik gelişmeyi etkilemekte dolayısı ile hem gerçek kişiler hem de tüzel kişiler olumsuz yönde etkilenerek zarar görmektedir. Bu çerçevede özellikle tüm bireylerin modern dünyanın vaat ettiği ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasi faaliyetlere katılımı ve aktif vatandaşlık unsurlarına ulaşmak ve yoksulluk - açlık sınırı altında yaşayan bireyleri sosyal hayata entegre etmek için tüm sektörlerin işbirliğine ve dayanışmasına ihtiyacımız vardır. Tüm bu sorunların çözümünde sektörler tarafından 2010 yılında özellikle sosyal dışlanma ve yoksulluk konusunda yerel, ulusal ve uluslararası çalışmaların yürütüleceğini ümit ediyoruz.

KSS'de Yeni Trendler


İş dünyası, günümüz bilgi ve iletişim toplumuna kadar sadece ekonomik faydalarının maksimizasyonunu sağlamak için kaliteli ürün üretme temelinde stratejik planları hayata geçirdi. İş dünyasının stratejik planları bu çerçevede işletmelere sadece hissedarlarının karlarını arttırmak ve yeni işletmeler kurmak için yeterliydi. Nitekim Bilgi ve İletişim toplumu ile birlikte, tüketiciler artık aldıkları ürünün arkasında kimin olduğunu, nasıl bir iş üretme sürecinin yürüdüğünü, etik değerleri ne kadar yerine getirdiğini ve kime iş dünyasında şans tanıdığını bilmek istiyordu. Bu çerçevede işletmelerin stratejileri değişmeye başladı ve ürünlerini tüketicilerin zihinlerinde farklılaştırabilmek, kim olduklarını ortaya koyabilmek, şeffaflık sağlamak ve en önemlisi güven ve itibar yaratmak amacı ile iş üretme süreçlerine Kurumsal Sosyal Sorumluluğu dahil ettiler. Böylelikle işletmeler kamuoyunu ve paydaşlarını kurumsal kültürden kurumsal yönetişime kadar her alanda aydınlatarak hem şirketin ekonomik faydasını arttırdılar hem de sosyal sorunlar karşısında değer yaratabilmenin yolunu açmışlardır. Bu çerçevede işletmeler özellikle ürün ve hizmetlerinde, kendi kurumlarında ve kişilerde değişim yaratarak küresel yönetim, iklim değişikliği, kaynak kıtlığı, nüfusun artması ve teknolojinin hızla gelişmesi gibi küresel trendlere karşı sergiledikleri tutum ve eğilimler ile rekabetçi küresel pazarda yerlerini almışlardır. İşletmelerin sürdürülebilirliği ile yakından ilgili olan bu uygulamalar günümüzde Avrupa Birliği gibi hem uluslar üstü kurumlar hem de Kurumsal Sosyal Sorumluluk alanında faaliyet gösteren başta CSR-Europe olmak üzere tüm Sivil Toplum Kuruluşları tarafından desteklenmektedir.