Dünya Gazetesi, 27.11.2010
Göksel TOPÇU / KSS Türkiye Operasyon Müdürü
2001 yılında Birleşmiş Milletler tarafından ilan edilen "Uluslararası Gönüllülük Yılı" ve 5 Aralık Dünya Gönüllüler günü sonrasında Avrupa Birliği de bireylerin sosyal, ekonomik ve çevresel alanda değer yaratmalarını destelemek amacı ile 2011 yılını "Aktif Vatandaşlığı Geliştirmeye Yönelik Avrupa Gönüllü Faaliyetler Yılı" olarak kabul etti.
2011 yılında Avrupa'da gönüllülük çalışmalarını teşvik eden "Avrupa Gönüllülük Yılı", Avrupa'da sivil toplum alanında hayata geçirilen gönüllü faaliyetlerin geliştirilmesinin yanı sıra çalışan gönüllülüğü programları ile özel sektörü de içermektedir. Kar amacı gözetmeden özel sektör tarafından hayata geçirilen çalışan gönüllülüğü programları kuruma, topluma ve çalışanlara yönelik pek çok fayda sağlamaktadır. Çalışanların şirkete bağlılıklarının ve motivasyonlarının artması, ekip ruhunun güçlenmesi, rekabet gücü, marka değeri ve toplumsal başarı bunların başlıcalarındandır.
Çalışan gönüllülüğü programları; işbirlikleri, iş yeri faaliyetleri, geçici iş ilişkisi, beceri geliştirme programları, pro bono ve benzeri faaliyetleri içermektedir. Çalışanların kendi iradesi ile belirli bir zamanını ayırarak entelektüel sermayesini sosyal sorunların çözümü için kullanması, dezavantajlı grupların ekonomik hayata katılımının kolaylaştırılması, kıyı temizliği, nakit-ayni yardımlar ve sağlık sorunlarının çözülmesine yönelik eylemleri bu çerçevede değerlendirilebilir. Ülkelerin öncelikli sorunlarının çözümüne odaklanan çalışan gönüllülüğü programları, BM Bin Yıl Kalkınma Hedefleri'nde de belirtilen eğitim, sağlık, çevresel sürdürülebilirlik ve yoksulluk gibi alanlarda hayata geçirilmektedir.
İstihdam edilenlerin 20 milyonun üzerinde olduğu Türkiye'de şirketlerin üst yönetiminin desteği ile geliştirilen gönüllülük programları kalkınmada büyük öncelik arz etmektedir. AB'nin de teşvik ettiği gönüllülük programları sosyal alan ile özel sektörün karşılıklı olarak birbirlerini anlamasını ve toplum ile kurum arasındaki bağların güçlenmesini sağlamaktadır.
İçinde bulunduğu sosyal çevrenin bir parçası olarak çalışanların yarattığı olumlu etkinin ödüllendirilmesi ve şirketlerin teşvik edilmesi amacı ile Türkiye'nin de dahil olduğu Avrupa'nın 21 ülkesinde 2011 Çalışan Gönüllülüğü Ödülleri yarışması düzenlenecek. Bu ödül programı, Türkiye'de iş hayatında zorluklarla karşılaşan kişilerin istihdam edilebilme yeteneklerini artırmaya yardım etmeye yönelik, çalışan gönüllülüğü programları geliştiren her büyüklükte ve türdeki şirkete açıktır. Bu program Avrupa çapında çalışan gönüllülüğünü artırmak ve etkilerini ölçmeyi amaçlamakta olup Çalışan Gönüllü Ödülü ve Etki Ölçme Araçları çalışmalarını içermektedir. Bu kapsamda etkili, iyi ölçümlenmiş, istihdam edilebilme becerilerini artıran en iyi örnekler Avrupa Çalışan Gönüllülüğü Programı'nda tanıtılarak Mart 2011'de Londra'da açıklanacaktır.
Kurum ve kuruluşların sürdürülebilir kalkınma ile birlikte toplumsal başarı çalışmalarında, çalışanlarını sosyal, ekonomik ve çevresel sorunların çözümü için motive ederek gerek kurum kültürünün içselleştirmesinde gerekse de toplumsal alanın tinsel açıdan güçlendirilmesinde çalışan gönüllülüğü programları etkili bir araçtır.
27 Kasım 2010 Cumartesi
20 Kasım 2010 Cumartesi
Hüzün
Düşen her parça Gözlerinden,
Kordur yüreğime,
Gece karanlıksa bedenin de,
Ay bulutların arkasına kaçmıştır dünyamda,
Varsın olsun güneş doğmasın denizlerimin üzerine,
Şafak sökmesin benliğinde hüznü saklarken,
Mutluluğun ışığı yoksa dudaklarında,
Varsın gelip geçsin günler hesabını sormadan…
Kordur yüreğime,
Gece karanlıksa bedenin de,
Ay bulutların arkasına kaçmıştır dünyamda,
Varsın olsun güneş doğmasın denizlerimin üzerine,
Şafak sökmesin benliğinde hüznü saklarken,
Mutluluğun ışığı yoksa dudaklarında,
Varsın gelip geçsin günler hesabını sormadan…
19 Kasım 2010 Cuma
Sorumlu yatırım
Dünya Gazetesi 04.09.2010 - 09:16
Göksel TOPÇU / Kurumsal Sosyal Sorumluluk Derneği Operasyon Müdürü
Küreselleşen ve serbestleşen dünya ekonomisinde var olabilmek için yatırımlar kadar yatırımların sorumlu olarak yapılması da tüm ülkelerin öncelikleri içine dahil edilmiştir. Sorumlu yatırım, kaynakların verimli kullanılarak sürdürülebilir ekonomik, sosyal ve çevresel kalkınma gerçekleştirilebilmesi için hem iç hem de dış yatırımların sorumluluğu ile yakından ilgilidir.
Daha yaşanabilir ve sürdürülebilir bir dünya için tüm paydaşlara ölçülebilir seçenekler sunan sorumlu yatırım uygulamaları, sürdürülebilir bir ekonomik büyümenin sağlanmasını, istihdamın arttırılmasını, gelecek nesiller için çevrenin korunmasını, yönetim süreçlerinde şeffaflık ve hesap verebilirlik ve benzeri konuları destekleyen temel itici güçtür.
Yatırımlar, Türkiye'nin küresel düzeyde rekabet edebilen bir ekonomiye dönüşümü için çok önemli role sahiptir. İç kaynakların yetmediği dönemlerde şirket birleşmeleri, ortak girişimler veyahut stratejik birlikler yolu ile dışarıdan gelen doğrudan yatırımlar da Türkiye'nin sürdürülebilir ekonomik büyüme idealine ulaşmasında kilit derecede önemlidir. Türkiye bugüne kadar hem ekonomik istikrarsızlığı hem de diğer sosyal sorunları nedeni ile doğrudan yabancı yatırımlardan yeterince yararlanamadı. Bir gösterge olarak, 2010 yılının ilk yarısına dair Uluslararası Doğrudan Yatırım Verileri Bülteni'ndeki verilere göre Türkiye'ye 1 milyar 644 milyon dolar yatırım yapıldığı saptanılarak %80'i Avrupa Birliği'nden gelen yatırımların çoğunluğu enerji sektörü olmak üzere çeşitli sektörlere yayılmış durumda. Doğrudan yabancı yatırımların belirli bir istikrara kavuşmuş bir ekonomide neden hala yeterli dereceye ulaşamaması çözülmeyi bekleyen önemli sorunlardan birisidir.
Sosyal ve çevresel olayların piyasada rekabet içerisinde olan şirketlerin performansını direk etkileme ihtimali dolayısıyla uluslararası yatırımcıları girmek istediği piyasaların şeffaflık, rekabet edebilirlik, ekonomik ve politik istikrar, yönetsel risk ve benzeri uygulamaların etkin olduğu ülkeleri seçmeye itmektedir. Özellikle finans dünyasındaki bazı çevreler, son ekonomik kriz sebebiyle piyasalardaki yatırım önceliklerini değiştirmeye başlayarak fayda ve kazancın sağlanmasında en garanti yolun gerçekleştirilmesi amacı ile sorumlu yatırım stratejileri geliştirmeye başladı. Bu çerçevede, 7.700'ün üzerinde kurum ve kuruluşun imzaladığı Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi'nin tamamlayıcısı olarak görülen sorumlu yatırım ilkeleri ile doğrudan yabancı yatırımları Türkiye'nin şimdiye kadar kullanamadığı şansını yakalamasında öncülük edebileceğinden söz edebiliriz.
Doğrudan yabancı yatırımların kazanımı için uluslararası şirketlerin (FTSE4GOOD endeksine göre operasyonlarının %30'u ülke dışında olanlar) olduğu kadar iç piyasadaki yatırım yapan bireylerin ve kurumların da sorumlu yatırım ilkelerini benimsemiş olması gerekmektedir.
İç piyasalar, hükümet tarafından sorumlu yatırım ilkelerine yönelik gerek sorumlu yatırım teşvikleri gerekse de düşük karbon piyasası çalışmaları ile canlandırılabilir ve güvenilir bir ülke profiline ulaşılabilir.
Tüketiciler ve yatırımcılar açısından ise harcama, yatırım veyahut tasarruf yöntemleri ile hesap verebilir ve şeffaf olan, sürdürülebilir kalkınmanın gereklerini yerine getiren, sosyal ve çevresel dengeyi gözeten, sosyal sorunlara çözüm üreten kurumlara destek vererek ülkenin sorumlu yatırım ilkelerine ulaşılmasında artı değer yaratarak sorumlu şirketlerin varlığını sürdürmesine şans tanınabilir.
Dünyada her geçen gün yayılan sorumlu yatırım uygulamaları konusunda yapılan araştırmalar da sorumlu yatırım çözümlerinin faydayı ve kazancı pozitif yönde etkilediğini göstermektedir. Böylelikle Türkiye'nin de sorumlu yatırım uygulamaları sayesinde uluslararası sürdürülebilirlik girişimlerine üye olan her türlü yatırımcı için cazibe merkezi haline gelmesi muhtemeldir.
Göksel TOPÇU / Kurumsal Sosyal Sorumluluk Derneği Operasyon Müdürü
Küreselleşen ve serbestleşen dünya ekonomisinde var olabilmek için yatırımlar kadar yatırımların sorumlu olarak yapılması da tüm ülkelerin öncelikleri içine dahil edilmiştir. Sorumlu yatırım, kaynakların verimli kullanılarak sürdürülebilir ekonomik, sosyal ve çevresel kalkınma gerçekleştirilebilmesi için hem iç hem de dış yatırımların sorumluluğu ile yakından ilgilidir.
Daha yaşanabilir ve sürdürülebilir bir dünya için tüm paydaşlara ölçülebilir seçenekler sunan sorumlu yatırım uygulamaları, sürdürülebilir bir ekonomik büyümenin sağlanmasını, istihdamın arttırılmasını, gelecek nesiller için çevrenin korunmasını, yönetim süreçlerinde şeffaflık ve hesap verebilirlik ve benzeri konuları destekleyen temel itici güçtür.
Yatırımlar, Türkiye'nin küresel düzeyde rekabet edebilen bir ekonomiye dönüşümü için çok önemli role sahiptir. İç kaynakların yetmediği dönemlerde şirket birleşmeleri, ortak girişimler veyahut stratejik birlikler yolu ile dışarıdan gelen doğrudan yatırımlar da Türkiye'nin sürdürülebilir ekonomik büyüme idealine ulaşmasında kilit derecede önemlidir. Türkiye bugüne kadar hem ekonomik istikrarsızlığı hem de diğer sosyal sorunları nedeni ile doğrudan yabancı yatırımlardan yeterince yararlanamadı. Bir gösterge olarak, 2010 yılının ilk yarısına dair Uluslararası Doğrudan Yatırım Verileri Bülteni'ndeki verilere göre Türkiye'ye 1 milyar 644 milyon dolar yatırım yapıldığı saptanılarak %80'i Avrupa Birliği'nden gelen yatırımların çoğunluğu enerji sektörü olmak üzere çeşitli sektörlere yayılmış durumda. Doğrudan yabancı yatırımların belirli bir istikrara kavuşmuş bir ekonomide neden hala yeterli dereceye ulaşamaması çözülmeyi bekleyen önemli sorunlardan birisidir.
Sosyal ve çevresel olayların piyasada rekabet içerisinde olan şirketlerin performansını direk etkileme ihtimali dolayısıyla uluslararası yatırımcıları girmek istediği piyasaların şeffaflık, rekabet edebilirlik, ekonomik ve politik istikrar, yönetsel risk ve benzeri uygulamaların etkin olduğu ülkeleri seçmeye itmektedir. Özellikle finans dünyasındaki bazı çevreler, son ekonomik kriz sebebiyle piyasalardaki yatırım önceliklerini değiştirmeye başlayarak fayda ve kazancın sağlanmasında en garanti yolun gerçekleştirilmesi amacı ile sorumlu yatırım stratejileri geliştirmeye başladı. Bu çerçevede, 7.700'ün üzerinde kurum ve kuruluşun imzaladığı Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi'nin tamamlayıcısı olarak görülen sorumlu yatırım ilkeleri ile doğrudan yabancı yatırımları Türkiye'nin şimdiye kadar kullanamadığı şansını yakalamasında öncülük edebileceğinden söz edebiliriz.
Doğrudan yabancı yatırımların kazanımı için uluslararası şirketlerin (FTSE4GOOD endeksine göre operasyonlarının %30'u ülke dışında olanlar) olduğu kadar iç piyasadaki yatırım yapan bireylerin ve kurumların da sorumlu yatırım ilkelerini benimsemiş olması gerekmektedir.
İç piyasalar, hükümet tarafından sorumlu yatırım ilkelerine yönelik gerek sorumlu yatırım teşvikleri gerekse de düşük karbon piyasası çalışmaları ile canlandırılabilir ve güvenilir bir ülke profiline ulaşılabilir.
Tüketiciler ve yatırımcılar açısından ise harcama, yatırım veyahut tasarruf yöntemleri ile hesap verebilir ve şeffaf olan, sürdürülebilir kalkınmanın gereklerini yerine getiren, sosyal ve çevresel dengeyi gözeten, sosyal sorunlara çözüm üreten kurumlara destek vererek ülkenin sorumlu yatırım ilkelerine ulaşılmasında artı değer yaratarak sorumlu şirketlerin varlığını sürdürmesine şans tanınabilir.
Dünyada her geçen gün yayılan sorumlu yatırım uygulamaları konusunda yapılan araştırmalar da sorumlu yatırım çözümlerinin faydayı ve kazancı pozitif yönde etkilediğini göstermektedir. Böylelikle Türkiye'nin de sorumlu yatırım uygulamaları sayesinde uluslararası sürdürülebilirlik girişimlerine üye olan her türlü yatırımcı için cazibe merkezi haline gelmesi muhtemeldir.
Değişim sürecinde kurumsal sosyal sorumluluk
21.08.2010 - 00:12 Dünya Gazetesi
Göksel TOPÇU / Kurumsal Sosyal Sorumluluk Derneği (KSSD) Proje Koordinatörü
Geçtiğimiz yüzyılın sonlarına doğru serbest piyasa ekonomisinde faaliyet gösteren şirketler, ekonomik ve sosyal alanda gelir yaratmada öncü rol üstlenerek yaratıcı iş süreçleri geliştirmeye başladılar. Bu gelişim sürecinde ise, ekonomik, politik ve sosyal algının değişmesinin sonucu olarak karar alma ve iş süreçleri temelden farklılaşmaya başladı. Sürekli kendini yenileyen piyasa şartlarında artık bir şirketin pazarda varlığını sürdürmesi ve liderliği yakalayabilmesi için şirketlerin, ürün kalitesini sağlamanın yanı sıra, sosyal, ekonomik ve çevresel alanda değer yaratması yani "Kurumsal Sosyal Sorumluluk" kavramını bir iş stratejisi olarak iş süreçlerinin merkezine yerleştirmesi gerekiyor.
Şirketlerin, paydaşlarının beklentilerini ve kaygılarını göz ardı ederek hayata geçirdiği politikalar yerini yavaş yavaş öncelikli paydaşlar ile ilişkilerin aktif olarak sürdürüldüğü, karşılıklı saygı, güven ve şeffaflık içeren politikalara doğru ilerliyor. Böylelikle iş dünyası, KSS odaklı yaklaşımları ile iş süreçlerindeki risklerini aşağıya çekerek marka değerini ve kurumsal itibarını arttırma şansı yakalamaktadır.
Kurumsal sosyal sorumluluk strateji ve politikaları, özellikle ekonomik büyümenin hızlı ve dalgalı olduğu gelişmekte olan ülkelerde şirketlerin sürdürülebilirliğini sağlaması ve pazarda liderlik fırsatlarını yakalamaları açısından uzun dönemli olanaklar yaratmaktadır. Bu çerçevede 1980'li yıllardan itibaren Türkiye'nin Gayri Safi Yurt İçi Hasılası (Satın alma gücü paritesiyle) açısından büyümesi 93.6 milyardan 2009 yılı sonunda 880.1 milyar dolara ulaşarak küresel düzeyde IMF ve Dünya Bankası kabullerine göre dünyanın en büyük 16. ekonomisi, Avrupa Birliği'nin ise en büyük 6. büyük ekonomisi olmuştur. Ancak Türkiye, GSYH (satın alma paritesi açısından) açısından ne kadar ilerlediyse de 2009 yılında açıklanan BM İnsani Gelişme Endeksine göre 182 ülke arasında 79. sırada yer almaktadır. Ekonomik büyüklüğün iş dünyasının geleceği için ne kadar büyük etkisi var ise, gelir dağılımındaki dengesizlik, çevresel sorunlar, okur-yazarlık oranının düşüklüğü, eksik istihdam, yolsuzluk, örgütlenme özgürlüğünün kısıtlı oluşu ve yaşam standartlarının düşüklüğü gibi sorunların da şirketlerin verimliliği ve sürdürülebilirliği üzerinde o derece etkisi vardır. Kurumsal Sosyal Sorumluluk uygulamaları da iş süreçlerinde bahsi geçen sorunların çözümünün ve karşılıklı fayda maksimizasyonunun temel noktasını oluşturmaktadır.
Sosyal, ekonomik ve çevresel yatırımların halen çoğu iş çevresinde maliyetlerin düşürülmesi ve uzun dönemli karlılık olarak değil, maliyet artışı olarak görülmesi şirketlerin bölgesel ve küresel pazarda rekabet edebilme şansını düşürmektedir. Küresel rekabet açısından değerlendirecek olursak Fortune 500 listesine sadece Koç Holding'in 273. sıradan girmesi ve dünyanın en büyük 500 şirketinin ilk 250'sinin %52'sinin KSS raporu yayınlaması KSS uygulamalarının iş süreçlerindeki önemini göstermektedir. Farklı sektörlerde faaliyet gösteren şirketlerin, bölgesel ve küresel düzeyde rekabet edebilmesi için etki alanları çerçevesinde öncelikli paydaşlarına yönelik geliştirdikleri strateji ve politikalar ile sorunlara çözüm üretmelidir. Bu çerçevede iş dünyası ne kadar paydaşlarının beklentilerini karşılar ve sorunlarına çözüm bulmaya çalışır ise uzun vadeli olarak ürünlerini ve hizmetlerini tüketicilerinin algısında farklılaştırarak karlılığını arttırmış olur.
Kurumsal sosyal sorumluluk açısından Türkiye'nin ekonomik, sosyal ve çevresel sorunları ve bunların hangi paydaş gruplarını içerdiği düzenli olarak OECD veya BM İnsani Gelişme Endeksi'nde belirlenmektedir. Diğer yönden konu alanları ve yöntemlere ise Küresel İlkeler Sözleşmesi, GRI (Sürdürülebilirlik Raporlaması), SA8000 (Social Accountability) gibi uluslararası KSS girişimlerinin yanında Türkiye Kurumsal Sosyal Sorumluluk Derneği tarafından Türkiye'ye özel geliştirilen KSS Türkiye Endeksi gibi yerel girişimler rehberlik etmektedir. İş dünyasının temsilcileri, geleceğin yenilikçi ve yaratıcı şirketlerin arasına girmek için paydaşları ile sürekli diyalog halinde olarak, şirketin faaliyet gösterdiği sektör, operasyon koşulları, risk profili, kurum kültürü ve üretim düzeyine bağlı bir şekilde, küresel ve yerel rehberleri göz önünde bulundurarak strateji, politika ve KSS çözümlerini oluşturmalıdır.
Göksel TOPÇU / Kurumsal Sosyal Sorumluluk Derneği (KSSD) Proje Koordinatörü
Geçtiğimiz yüzyılın sonlarına doğru serbest piyasa ekonomisinde faaliyet gösteren şirketler, ekonomik ve sosyal alanda gelir yaratmada öncü rol üstlenerek yaratıcı iş süreçleri geliştirmeye başladılar. Bu gelişim sürecinde ise, ekonomik, politik ve sosyal algının değişmesinin sonucu olarak karar alma ve iş süreçleri temelden farklılaşmaya başladı. Sürekli kendini yenileyen piyasa şartlarında artık bir şirketin pazarda varlığını sürdürmesi ve liderliği yakalayabilmesi için şirketlerin, ürün kalitesini sağlamanın yanı sıra, sosyal, ekonomik ve çevresel alanda değer yaratması yani "Kurumsal Sosyal Sorumluluk" kavramını bir iş stratejisi olarak iş süreçlerinin merkezine yerleştirmesi gerekiyor.
Şirketlerin, paydaşlarının beklentilerini ve kaygılarını göz ardı ederek hayata geçirdiği politikalar yerini yavaş yavaş öncelikli paydaşlar ile ilişkilerin aktif olarak sürdürüldüğü, karşılıklı saygı, güven ve şeffaflık içeren politikalara doğru ilerliyor. Böylelikle iş dünyası, KSS odaklı yaklaşımları ile iş süreçlerindeki risklerini aşağıya çekerek marka değerini ve kurumsal itibarını arttırma şansı yakalamaktadır.
Kurumsal sosyal sorumluluk strateji ve politikaları, özellikle ekonomik büyümenin hızlı ve dalgalı olduğu gelişmekte olan ülkelerde şirketlerin sürdürülebilirliğini sağlaması ve pazarda liderlik fırsatlarını yakalamaları açısından uzun dönemli olanaklar yaratmaktadır. Bu çerçevede 1980'li yıllardan itibaren Türkiye'nin Gayri Safi Yurt İçi Hasılası (Satın alma gücü paritesiyle) açısından büyümesi 93.6 milyardan 2009 yılı sonunda 880.1 milyar dolara ulaşarak küresel düzeyde IMF ve Dünya Bankası kabullerine göre dünyanın en büyük 16. ekonomisi, Avrupa Birliği'nin ise en büyük 6. büyük ekonomisi olmuştur. Ancak Türkiye, GSYH (satın alma paritesi açısından) açısından ne kadar ilerlediyse de 2009 yılında açıklanan BM İnsani Gelişme Endeksine göre 182 ülke arasında 79. sırada yer almaktadır. Ekonomik büyüklüğün iş dünyasının geleceği için ne kadar büyük etkisi var ise, gelir dağılımındaki dengesizlik, çevresel sorunlar, okur-yazarlık oranının düşüklüğü, eksik istihdam, yolsuzluk, örgütlenme özgürlüğünün kısıtlı oluşu ve yaşam standartlarının düşüklüğü gibi sorunların da şirketlerin verimliliği ve sürdürülebilirliği üzerinde o derece etkisi vardır. Kurumsal Sosyal Sorumluluk uygulamaları da iş süreçlerinde bahsi geçen sorunların çözümünün ve karşılıklı fayda maksimizasyonunun temel noktasını oluşturmaktadır.
Sosyal, ekonomik ve çevresel yatırımların halen çoğu iş çevresinde maliyetlerin düşürülmesi ve uzun dönemli karlılık olarak değil, maliyet artışı olarak görülmesi şirketlerin bölgesel ve küresel pazarda rekabet edebilme şansını düşürmektedir. Küresel rekabet açısından değerlendirecek olursak Fortune 500 listesine sadece Koç Holding'in 273. sıradan girmesi ve dünyanın en büyük 500 şirketinin ilk 250'sinin %52'sinin KSS raporu yayınlaması KSS uygulamalarının iş süreçlerindeki önemini göstermektedir. Farklı sektörlerde faaliyet gösteren şirketlerin, bölgesel ve küresel düzeyde rekabet edebilmesi için etki alanları çerçevesinde öncelikli paydaşlarına yönelik geliştirdikleri strateji ve politikalar ile sorunlara çözüm üretmelidir. Bu çerçevede iş dünyası ne kadar paydaşlarının beklentilerini karşılar ve sorunlarına çözüm bulmaya çalışır ise uzun vadeli olarak ürünlerini ve hizmetlerini tüketicilerinin algısında farklılaştırarak karlılığını arttırmış olur.
Kurumsal sosyal sorumluluk açısından Türkiye'nin ekonomik, sosyal ve çevresel sorunları ve bunların hangi paydaş gruplarını içerdiği düzenli olarak OECD veya BM İnsani Gelişme Endeksi'nde belirlenmektedir. Diğer yönden konu alanları ve yöntemlere ise Küresel İlkeler Sözleşmesi, GRI (Sürdürülebilirlik Raporlaması), SA8000 (Social Accountability) gibi uluslararası KSS girişimlerinin yanında Türkiye Kurumsal Sosyal Sorumluluk Derneği tarafından Türkiye'ye özel geliştirilen KSS Türkiye Endeksi gibi yerel girişimler rehberlik etmektedir. İş dünyasının temsilcileri, geleceğin yenilikçi ve yaratıcı şirketlerin arasına girmek için paydaşları ile sürekli diyalog halinde olarak, şirketin faaliyet gösterdiği sektör, operasyon koşulları, risk profili, kurum kültürü ve üretim düzeyine bağlı bir şekilde, küresel ve yerel rehberleri göz önünde bulundurarak strateji, politika ve KSS çözümlerini oluşturmalıdır.
Senden İzler
Gün geceyi bulunca sessizlik çöker kıyılarına egemin,
Rüzgarın fısıldaya tınısında umut dolu kelimelerin savrulur yamaçlarında şehrimin,
Koşarım ben sensizliğe yitip giden sözcüklerinin ardından,
Her rüzgar bir parça getirir senden sensizliğin yolculuğunda,
Bazen ak düşmüş saçlarından bazen ise çocuk kalbinden...
Aşkın yansıması buysa eğer,
Eğer birgün yeşerirse seninde bedeninde benden yansımalar,
İmbatım bizi sonsuzluğa taşır Egemin kalbinden...
Rüzgarın fısıldaya tınısında umut dolu kelimelerin savrulur yamaçlarında şehrimin,
Koşarım ben sensizliğe yitip giden sözcüklerinin ardından,
Her rüzgar bir parça getirir senden sensizliğin yolculuğunda,
Bazen ak düşmüş saçlarından bazen ise çocuk kalbinden...
Aşkın yansıması buysa eğer,
Eğer birgün yeşerirse seninde bedeninde benden yansımalar,
İmbatım bizi sonsuzluğa taşır Egemin kalbinden...
Özlem
İmbatın serinliğinde,
Yankılanır adın kulağımda,
Seve seve yükselirim,
Mavinin sonsuzluğunda.
Nefesin nefesime karışır,
Ölü denizler ruhumu taşır sana.
Ben daha ne isterim daha ne?
Gül kokulu ellerinde olmaktan başka?
Yankılanır adın kulağımda,
Seve seve yükselirim,
Mavinin sonsuzluğunda.
Nefesin nefesime karışır,
Ölü denizler ruhumu taşır sana.
Ben daha ne isterim daha ne?
Gül kokulu ellerinde olmaktan başka?
Işıltısı Gözlerinin!
Gündoğumunu müjdeler gözlerinin ışıltısı,
Güneşli baha sabahlarını hatırlatan.
Aydınlıktır,
Umut verir her bedene,
Tıpkı maviliklerime bir parça yakamoz serpmek gibi,
Her nefes alışımda içime bir damla hayat ışığı çekmek gibi,
Asma bahçelerinde yeni doğanlar ile buluşmak gibi...
Ve aslında seni görmek gibi.
Güneşli baha sabahlarını hatırlatan.
Aydınlıktır,
Umut verir her bedene,
Tıpkı maviliklerime bir parça yakamoz serpmek gibi,
Her nefes alışımda içime bir damla hayat ışığı çekmek gibi,
Asma bahçelerinde yeni doğanlar ile buluşmak gibi...
Ve aslında seni görmek gibi.
Sana Dair Günlüklerim
Saklı Günlüklerim vardır benim,
Her vuruşunda mürekkebimin,
Sevgini sayfalarıma çalabildiğim.
Sayfalarımın köşeleri lekelidir benim,
Seni göremediğim her günün anısına,
Bir damla gözyaşıdır,
Üzerine resmettiğim.
Her vuruşunda mürekkebimin,
Sevgini sayfalarıma çalabildiğim.
Sayfalarımın köşeleri lekelidir benim,
Seni göremediğim her günün anısına,
Bir damla gözyaşıdır,
Üzerine resmettiğim.
Yine Sana Dair
Sen,
Aynı şehirde özlem duyulan güz çiçeği,
Sensiz uzak şehirlerin ışığı aydınlatır mı kalbimi?
Avutur mu yokluğunu bahar çiçeklerinin kokusu...
Penceremdem haykırsam adını serin sulara,
Taşır mı imbatım adının tınısını?
Hissedebilir miyim güz çiçeği kokunu?
Dokunabilir miyim pamuk ellerine?
Aynı şehirde özlem duyulan güz çiçeği,
Sensiz uzak şehirlerin ışığı aydınlatır mı kalbimi?
Avutur mu yokluğunu bahar çiçeklerinin kokusu...
Penceremdem haykırsam adını serin sulara,
Taşır mı imbatım adının tınısını?
Hissedebilir miyim güz çiçeği kokunu?
Dokunabilir miyim pamuk ellerine?
Yokluğun
Yakamozun ışıltısı vurur iken gözlerime,
Ay ışığının gölgesinde izlemek gidir seni,
Ah yokluğunda eşlik eder balıkçı tekneleriyalnızlığıma,
İzah edebilsem yokluğunun acısını,
Ay ışığını kalbime gömerler bir gün özgür bırakman umudu ile...
Ay ışığının gölgesinde izlemek gidir seni,
Ah yokluğunda eşlik eder balıkçı tekneleriyalnızlığıma,
İzah edebilsem yokluğunun acısını,
Ay ışığını kalbime gömerler bir gün özgür bırakman umudu ile...
Sana Dair
Ruhunu hissetmek tütsü kumralının,
Düş tanelerine dokunmak gibidir belki,
Korkmadan!
Hayal ederek...
Yüreğine dokunmak su yüzlünün,
köpüklü dalgalarına bırakmak gibidir belki,
Her çakıl tanesinde umuda taş çektirdiğim.
Düş tanelerine dokunmak gibidir belki,
Korkmadan!
Hayal ederek...
Yüreğine dokunmak su yüzlünün,
köpüklü dalgalarına bırakmak gibidir belki,
Her çakıl tanesinde umuda taş çektirdiğim.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)