Zamanın kaldığı günlerdeyim,
Martılar ise umarsız, olup bitene şahitlik edercesine,
Yakamoz ışıltısını kaybediyor her adımımda kaderime dair,
İzlerimi siliyor Egem'in dalgaları, gitmemi istercesine ufkun karanlık yüzüne...
Umudu bekliyorum yine de oturmuş gölgesine rum evlerinin,
Belki gelir diyorum fısıldayarak denizlerimin üzerine,
Bir yudum aydınlık diliyorum Egem'den, mutluluğa dair.
Doğruluyorum yavaştan kaldırımların üzerine doğru,
Gözlerim hayallerime ulaşmak için ilerliyor zamana aldırmadan,
İsyan mı ediyorum bilmeden kadere karşı,
Sonucu belli olan savaşlara mı giriyorum yoksa?
Kararımızı verdik son yakamozun ışıltısını kaybettiği gün,
Bir yudum aydınlık için yürüyorum denizlerimin üzerine doğru,
İmbat değecekse tenime,
Martıların çığlıkları çınlayacaksa benliğimde birkez daha,
Tüm gücümle koşuyorum aydınlığa dair...
21 Temmuz 2011 Perşembe
20 Temmuz 2011 Çarşamba
Egeyi Anlayabilmek
Sen bilmezsin Ege'yi, İstanbullu!
Özgür ve naif insanların memleketidir Ege,
Üzüm bahçelerinde başlar Egelilerin hayatı,
Rakı masasında biter tüm yaşamı...
Ege'de martılar bile mutludur, İstanbullu!
Her kanat çırpışında ufka doğru,
Aydınlık mavilikler açılır önlerine.
İmbat hafiften serinletir Egelinin yüreğini,
Sevgilisinin tenini hisseder her nefes alışında,
Ve bir yudum haz alır, tüketmez mutluluğunu!
Ege yaşamdır İstanbul'lu!
Üç gün görmek için gittiğinde büyüler insanı,
Ama anlayamazsın sen!
İnsanı ile yakamozun ışıltısında kaybolmadıktan sonra...
Özgür ve naif insanların memleketidir Ege,
Üzüm bahçelerinde başlar Egelilerin hayatı,
Rakı masasında biter tüm yaşamı...
Ege'de martılar bile mutludur, İstanbullu!
Her kanat çırpışında ufka doğru,
Aydınlık mavilikler açılır önlerine.
İmbat hafiften serinletir Egelinin yüreğini,
Sevgilisinin tenini hisseder her nefes alışında,
Ve bir yudum haz alır, tüketmez mutluluğunu!
Ege yaşamdır İstanbul'lu!
Üç gün görmek için gittiğinde büyüler insanı,
Ama anlayamazsın sen!
İnsanı ile yakamozun ışıltısında kaybolmadıktan sonra...
4 Temmuz 2011 Pazartesi
Şirket Raporlamalarında Yeni Trendler
Göksel TOPÇU, Koordinatör, Köprü Danışmanlık, 05.07.2011
Şirketler, faaliyetleri gereği belirli paydaş grupları ile etkileşim halindedirler. İç ve dış paydaşlar olarak adlandırılan bu kişi, grup ve organiasyonlar, şirketlerin uzun dönemli karlılığını olumlu yönde etkileyebileceği gibi şirketlerin iş süreçlerinin sona ermesine dahi neden olabilirler. Kamu kuruluşlarından çalışanlara kadar geniş bir paydaş yelpazesi ile karşılıklı etki-bağımlılık ilişkisi içerisinde olan şirketler, finansal ve finansal olmayan raporlar aracılığı ile paydaşlarını performansları kapsamında bilgilendirirler.
1970'li yıllarda çevreci grupların boykotları ile başlayan iklim değişikliği odaklı sürdürülebilirlik politikaları, günümüzde şirketlerin küresel standartları baz alarak ekonomik, sosyal ve çevresel performanslarını paylaştığı raporlama sistemlerine dönüşmüştür.
Bu raporlar finansal raporlamanın haricinde ayrı bir rapor olarak sürdürülebilirlik raporlaması, finansal olmayan raporlama, kurumsal sosyal sorumluluk raporlaması ve üçlü raporlama(triple bottom line) olarak isimlendirilmektedir.
Şirketler tarafından paydaşlarını bilgilendirme amaçlı yayınlanan bu raporlar gönüllü küresel standartlar -Global Reporting Initative, AA1000 ve Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi (COP)- baz alınarak hazırlanmaktadır. Küresel alanda 20.000’den fazla şirket tarafından yayınlanan finansal olmayan raporlar, şirketlerin sürdürülebilirliğe yönelik yönetim yaklaşmlarını ve ekonomik, sosyal ve çevresel performanslarını içermektedir.
Özel sektördeki yeni eğilimler ile şirketler, yayınladıkları finansal ve finansal olmayan raporları birleştirerek tek bir rapor halinde paydaşlarına sunmaya hazırlanıyor. Entegre Rapor olarak isimlendirilen bu raporlama çerçevesinde şirketlerin finansal performanslarını içeren veriler ile birlikte operasyonel süreçleri dahilindeki çevresel, sosyal ve yönetsel (ESG) performansları yer alıyor.
Entegre Rapor hazırlama sürecinde, Uluslararası Finansal Raporlama Standardı(IFRS) ve Global Reporting Initiative(GRI) Sürdürülebilirlik Raporlaması Standardı şirketlere uygulanabilir bir yol haritası sunmaktadır.
Entegre Raporlama Sisteminin henüz çok yeni olmasına rağmen KPMG’nin araştırmasına göre Fotune 250’deki şirketlerin yaklaşık olarak %3’ü Entegre Raporlama çerçevesini baz alarak raporlarını hazırlamaktadır.
Geleceğin sürdürülebilir şirketlerinin raporlama sistemi olarak lanse edilen Entegre Raporlama çerçevesinin mimarı ise Uluslararası Entegre Raporlama Komitesidir(IIRC). Özel sektör, Sivil Toplum Kuruluşları ve sürdürülebilirlik uzmanlarından oluşan paydaş grupları ile işbirliğinde her geçen gün Entegre Raporlama sistemi yaklaşımı ve performans göstergeleri geliştirilmektedir.
Şirketler, faaliyetleri gereği belirli paydaş grupları ile etkileşim halindedirler. İç ve dış paydaşlar olarak adlandırılan bu kişi, grup ve organiasyonlar, şirketlerin uzun dönemli karlılığını olumlu yönde etkileyebileceği gibi şirketlerin iş süreçlerinin sona ermesine dahi neden olabilirler. Kamu kuruluşlarından çalışanlara kadar geniş bir paydaş yelpazesi ile karşılıklı etki-bağımlılık ilişkisi içerisinde olan şirketler, finansal ve finansal olmayan raporlar aracılığı ile paydaşlarını performansları kapsamında bilgilendirirler.
1970'li yıllarda çevreci grupların boykotları ile başlayan iklim değişikliği odaklı sürdürülebilirlik politikaları, günümüzde şirketlerin küresel standartları baz alarak ekonomik, sosyal ve çevresel performanslarını paylaştığı raporlama sistemlerine dönüşmüştür.
Bu raporlar finansal raporlamanın haricinde ayrı bir rapor olarak sürdürülebilirlik raporlaması, finansal olmayan raporlama, kurumsal sosyal sorumluluk raporlaması ve üçlü raporlama(triple bottom line) olarak isimlendirilmektedir.
Şirketler tarafından paydaşlarını bilgilendirme amaçlı yayınlanan bu raporlar gönüllü küresel standartlar -Global Reporting Initative, AA1000 ve Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi (COP)- baz alınarak hazırlanmaktadır. Küresel alanda 20.000’den fazla şirket tarafından yayınlanan finansal olmayan raporlar, şirketlerin sürdürülebilirliğe yönelik yönetim yaklaşmlarını ve ekonomik, sosyal ve çevresel performanslarını içermektedir.
Özel sektördeki yeni eğilimler ile şirketler, yayınladıkları finansal ve finansal olmayan raporları birleştirerek tek bir rapor halinde paydaşlarına sunmaya hazırlanıyor. Entegre Rapor olarak isimlendirilen bu raporlama çerçevesinde şirketlerin finansal performanslarını içeren veriler ile birlikte operasyonel süreçleri dahilindeki çevresel, sosyal ve yönetsel (ESG) performansları yer alıyor.
Entegre Rapor hazırlama sürecinde, Uluslararası Finansal Raporlama Standardı(IFRS) ve Global Reporting Initiative(GRI) Sürdürülebilirlik Raporlaması Standardı şirketlere uygulanabilir bir yol haritası sunmaktadır.
Entegre Raporlama Sisteminin henüz çok yeni olmasına rağmen KPMG’nin araştırmasına göre Fotune 250’deki şirketlerin yaklaşık olarak %3’ü Entegre Raporlama çerçevesini baz alarak raporlarını hazırlamaktadır.
Geleceğin sürdürülebilir şirketlerinin raporlama sistemi olarak lanse edilen Entegre Raporlama çerçevesinin mimarı ise Uluslararası Entegre Raporlama Komitesidir(IIRC). Özel sektör, Sivil Toplum Kuruluşları ve sürdürülebilirlik uzmanlarından oluşan paydaş grupları ile işbirliğinde her geçen gün Entegre Raporlama sistemi yaklaşımı ve performans göstergeleri geliştirilmektedir.
3 Temmuz 2011 Pazar
Karar Alma Süreçlerine Paydaş Katılımı
Genel anlamda kurumsal sorumluluk, kurum ve kuruluşların sistematik bir yaklaşım ile ekonomik, sosyal ve çevresel sorumluluğunu kurum kültürüne entegre ederek şeffaf ve hesaverebilir bir yöntem ile insan haklarından iklim değişikliğine kadar ilintili oldukları alanlarda değer yaratmasıdır.
2000’li yıllar ile Türkiye’de de yerleşmeye başlayan kavram paydaşlar tarafından sadece özel sektörün sorumluluğu olarak algılanmaktadır. Nitekim, bir bütünün parçası olarak kamu politikalarını uygulayan kamu kuruluşlarının da kurumsal sorumluluğu bulunmaktadır.
Kamu politikaları, hükümet ve kamu kuruluşları tarafından belirli süreçler tamamlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir. Politikaların oluşturulması ve uygulanması sürecinde hükümet ve kamu kuruluşları, paydaşları ile karşılıklı etki - bağımlılık ilişkisi içerisindedir. Hükümetin ve kamu kuruluşlarının paydaşları üzerindeki etkisi ve paydaşlarının hükümete ve kamu kuruluşlarına olan bağlılığı anlamına gelen bu ilişki kamu politikalarının başarısı ile yakından ilgilidir. Paydaşlarını detaylı olarak tanımlamış ve diyalog platformlarını oluşturan kamu kuruluşları, öncelikli politikaların tespitinden politikaların uygunlama süreçlerine kadar paydaş katılımını sağladığı sürece kamu politikalarının paydaşlar tarafından içselleştirilmesini kolaylaştırarak ekonomik ve sosyal kalkınmanın sürekliliğini sağlayabilir.
24. dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin 12 Haziran 2011 tarihinde yapılan seçimler ile belirlendiği Türkiye’nin yenilikçi kamu politikaları ve anayasa çalışmaları henüz hükümet kurulmadan paydaşlar tarafından tartışılmaya başlanmıştır.
Kurulacak olan hükümetten karar alma süreçlerine adil temsil ilkeleri ile tüm kesimlerden paydaşlarını dahil etmesinin yanı sıra paydaş katılım araçlarını kullanarak daha geniş kitlelerin de görüşlerini alması beklenmektedir.
Paydaşların, katılım araçları aracılığı ile eklemlenmek istediği karar alma mekanizmaları, Türkiye’nin katılımcı demokrasiye geçişi ve ekonomik sürdürülebilirliği aşamasında önemli bir adımdır. Karar alma mekanizmalarında paydaşların adil temsili ve kamu politikalarının oluşum süreçlerine katılımı ile kamu, özel sektör ve iş dünyası arasında koordinasyon ve işbirliği mümkün olacaktır.
Ekonomik ve sosyal kalkınmanın yeniden tanımlandığı günümüzde paydaş katılımı, sürekli kendini yenileyen küresel sistemde tüm sektörlere değer yaratan fırsatlar sunmaktadır. Karşılıklı fayda esasına dayanan katılım ve işbirlikleri kamu politikalarının verimliliğini ve sürdürülebilirliğini etkilemek ile birlikte Birleşmiş Milletler İnsani Gelişme Endeksi’nde 3. Dünya ülkeleri ile aynı sırayı paylaşan Türkiye’nin sosyal refaha ulaşmasını da destekleyecektir.
Göksel Topçu
2000’li yıllar ile Türkiye’de de yerleşmeye başlayan kavram paydaşlar tarafından sadece özel sektörün sorumluluğu olarak algılanmaktadır. Nitekim, bir bütünün parçası olarak kamu politikalarını uygulayan kamu kuruluşlarının da kurumsal sorumluluğu bulunmaktadır.
Kamu politikaları, hükümet ve kamu kuruluşları tarafından belirli süreçler tamamlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir. Politikaların oluşturulması ve uygulanması sürecinde hükümet ve kamu kuruluşları, paydaşları ile karşılıklı etki - bağımlılık ilişkisi içerisindedir. Hükümetin ve kamu kuruluşlarının paydaşları üzerindeki etkisi ve paydaşlarının hükümete ve kamu kuruluşlarına olan bağlılığı anlamına gelen bu ilişki kamu politikalarının başarısı ile yakından ilgilidir. Paydaşlarını detaylı olarak tanımlamış ve diyalog platformlarını oluşturan kamu kuruluşları, öncelikli politikaların tespitinden politikaların uygunlama süreçlerine kadar paydaş katılımını sağladığı sürece kamu politikalarının paydaşlar tarafından içselleştirilmesini kolaylaştırarak ekonomik ve sosyal kalkınmanın sürekliliğini sağlayabilir.
24. dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin 12 Haziran 2011 tarihinde yapılan seçimler ile belirlendiği Türkiye’nin yenilikçi kamu politikaları ve anayasa çalışmaları henüz hükümet kurulmadan paydaşlar tarafından tartışılmaya başlanmıştır.
Kurulacak olan hükümetten karar alma süreçlerine adil temsil ilkeleri ile tüm kesimlerden paydaşlarını dahil etmesinin yanı sıra paydaş katılım araçlarını kullanarak daha geniş kitlelerin de görüşlerini alması beklenmektedir.
Paydaşların, katılım araçları aracılığı ile eklemlenmek istediği karar alma mekanizmaları, Türkiye’nin katılımcı demokrasiye geçişi ve ekonomik sürdürülebilirliği aşamasında önemli bir adımdır. Karar alma mekanizmalarında paydaşların adil temsili ve kamu politikalarının oluşum süreçlerine katılımı ile kamu, özel sektör ve iş dünyası arasında koordinasyon ve işbirliği mümkün olacaktır.
Ekonomik ve sosyal kalkınmanın yeniden tanımlandığı günümüzde paydaş katılımı, sürekli kendini yenileyen küresel sistemde tüm sektörlere değer yaratan fırsatlar sunmaktadır. Karşılıklı fayda esasına dayanan katılım ve işbirlikleri kamu politikalarının verimliliğini ve sürdürülebilirliğini etkilemek ile birlikte Birleşmiş Milletler İnsani Gelişme Endeksi’nde 3. Dünya ülkeleri ile aynı sırayı paylaşan Türkiye’nin sosyal refaha ulaşmasını da destekleyecektir.
Göksel Topçu
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)